• https://www.instagram.com/pskizzetgullu
  • https://youtube.com/@psikologizzetgullu
Algı Tamircisi
www.izzetgullu.net
Ruhlarımızdaki Şeriat Çatışması
19/01/2023
Sayısız örnek var da ben sadece bir tanesiyle yetineyim: Mesela Allah namaz kılmayana dünyevi bir ceza emretmiyor. Şeriat rejimleri ise namaz kılmayana kırbaç, hapis, hatta ölüm cezası veriyor. Allah'ın koymadığı kanunları ulema koyuyor. Hayır, yetmiyor. Bir de üstüne buna Allah'ın kanunu, Allah'ın rejimi deniyor.

Bilgi özgürleştirir. Bilgisizlik ise köleleştirir. Ülkemizde çoğu insan şeriat denilen bir rejimin bulunduğunu, Allah'ın bizden bunu istediğini ama Atatürk'ün kurduğu rejim yüzünden onu yaşayamadıklarını düşünür. 
Şeriat kavgası sadece toplumun içinde değil, insanların içinde de yaşanır. Hatta şeriat istemeyen kesimler bile bu konuda gizli bir kabullenmeye sahiptir, bu sebeple de bilinçli suskunluğu tercih eder. Sadece "Şu zamanda, laiklik, gericilik, yallah Arabistan'a" flan demekle iktifa ederler. Çünkü bu konuya verebilecek sağlam itikadi ve mantıki yanıtları yoktur. Hatta çoğu öğretmen dahi, anaokulu çağında  Atatürk baskılı tişörtlerle 23 nisan etkinliğine çocuk hazırlamayı demokrat ve Cumhuriyetçi nesil yetiştirmek için yeterli görür. Oysa o gençlerin birçoğu ileride "Sen nasıl müslümansın, şeriatı kabul etmeyen kafir olur" dendiğinde, şeriat ile laiklik arasında zorunlu bir seçime zorlandığında kolayca beyaz bayrağı çekiyor ve teslim oluyor. 

Asker, polis, sağlık personeli, öğretmen, esnaf, ev hanımı veya çiftçi... İnsanların çoğu, açıktan veya gizliden bir rejim krizi yaşar ama mevcut koşullar elvermediğinden bu duruma seslerini çıkaramazlar. Hayata geçirme imkanı yokken, elden bir şey gelmediğini düşünürken gerçeklerle yüzleşmek sadece sıkıntı verir çünkü. Haliyle, bu mesele ötelenir, ertelenir, böyle bir sorun yokmuş gibi davranılır. Ama bu mevzu derin bir iç sıkışma ve ruhsal baskı kaynağı olmaya hep devam eder.
 
Bu çatışmayı insanlar genellikle bir yakınları öldüğünde veya hasta olduklarında daha yoğun yaşarlar. "Boş bir dünya için günaha giriyoruz, eninde sonunda öleceğiz" derler. Açıkça itiraz edemedikleri bir sistem yüzünden ebedi hayatlarını kaybedeceklerini düşünerek içten içe rahatsız olurlar. Haliyle de gizli bir hınçla ve öfkeyle dolarlar. Bu yöndeki dini görünümlü ve maksatlı propagandalar, mesela cami hocalarının ürkek bir üslupla dahi olsa zaman zaman araya serpiştirdikleri "Allah'ın şeriatı" türü subliminal göndermeler, insanların bu çatışmasını daha da körükler. Atatürk'e duyulan  kinin bir diğer bilinçaltı nedeni de budur aslında. "Ülkeyi kurtardı ama onun getirdiği rejim yüzünden ahiretimiz yanacak" inancı. "Bana ülke verdi ama ahiretimi aldı." düşüncesi. 

Halbuki Allah bizler gibi empatiden yoksun ve toptancı değildir! Bir eksisi için onca artısı olan insanları hemen defterden silmek bizlere mahsustur. Allah'ı da (haşa) kendimiz gibi adaletsiz zannediyoruz. O adildir, her ameli tek tek değerlendireceğini söyler.

Ülkede yaşanılan her sorunda hemen rejimi suçlama hastalığı...

İlk fırsatta "Ah şeriat olsaydı bunların hiç birisi olmazdı" homurdanmaları...

Yüreğimize İslam gelince biz ne kadar düzeldik ki ülkeye şeriat gelince ülke düzelecek olsun! Dünya İslamilik Endeksinde  (İslama en uygun yaşayan ülkeler araştırmasında) ilk 50'ye girmiş bir tek müslüman ve şeriat ülkesi yok. İlk 50'nin hepsi "ecnebiler!" Onlarda şeriat mı hakim? Adamlar bizim dinimizi bile bizden iyi yaşıyorlar. Hadi bizdeki her arızanın sebebi "Atatürk ve getirdiği rejim." Ya diğer 49 ülkeninki? Günah keçisi üretmekte, sorumluluk almayıp topu hep taca atmakta çok mahiriz. 
 
Ey polis, öğretmen, esnaf, ev hanımı, din görevlisi, asker... arkadaş!
 
Bilgi özgürleştirir demiştim. Bu konuda sen de bilgi sahibi olsaydın eğer, bu anlamsız bocalamaları yaşamayacak, en azından benim kadar ruhen huzurlu olacaktın. Ama bilgiyi kaynağından öğrenmek şartıyla. C. Rumi'nin dediği gibi, "Kaynağından uzaklaşan su kirlenir."

Ben de Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorum ama sizlerin yaşadığı bu çatışmaları yaşamıyorum. Çünkü ben, Allah'ın size, bize, hepimize anlatıldığı gibi kutsal bir  devlet istemediğini  biliyorum.

Kutsal devleti sorgulayamazsınız. Kutsal devletin hata ve yanlışları Allah'a fatura edilir. Kutsal devlete itiraz Allah'a isyan sayılır (Yakın zamanda bunun örnekleri İran'da yaşandı). Kutsal devlet kapalı bir rejim olduğu için içten içe çürür. Her sorunun üstü, Allah'ın dini/şeriatı zarar görmesin diye kapatılır. Kutsal devlette şeffaflık olmaz. Kol kırılır, yen içinde kalır. Müslüman müslüman ayıbını araştırmaz çünkü. Aksi halde İslam zarar görür inancı hakimdir. Daha da fecisi ise kutsal devlet paralel ilah demektir. Allah gibi dini kanun ve kural koyar, Allah gibi haramı helali yargılar. Oysa bu Allah'lığa kalkışmaktır. Böylece kutsal devlet kendisine kulluk ettirir. Örneğin Allah rızası için namaz kılmayan kutsal devlet korkusuyla namaz kılar. Kişi ne için, kimin için ibadet ederse onun kulu olur. Kutsal devlette kırbaç bile senin ilahın haline gelir. Kutsal devlet adamı kırbaca secde ettirir. Laiklik varsa bir, yoksa bir milyon ilahın bulunur. En tepedeki devletten mahallendeki mollaya kadar hepsi senin üzerinde Allah'lık rolü oynamaya  kalkar. 

Şeriat Allah'ın kanunudur diyenlere sor: Namaz kılmayanlara, içki içenlere Allah dünyevi bir ceza vermemişken dünyevi ceza kanunları koymak Allah'ın kanunu ile hükmetmek midir? 

Dine al attılar, 1 kitaptan 1000 kitap, 1 dinden 1000 din çıkardılar. Şimdi sıra rejime el atmaya geldi. Her şey aşama aşama. Bir kere kutsal işine el atan fani, daha duramaz. İşin daha da kötüsü nerede duracağı da belli olmaz. Papaz eli değince Hristiyanlık filan bozuluyor ama molla eli değince ne bizim din ne de bizim şeriat bozuluyor! Diyorum ya hep: Bu coğrafyaya daha çok dini eğitim değil, daha fazla felsefe ve algı eğitimi lazım. Doğru algı olmadan sahih bir iman dahi olmuyor. 

Aslında ben günahkar kulun işleteceği, hata, kusur, yanlış, hatta zulüm dahi barındırabilen bir sisteme "Allah'ın sistemi" demenin,  eksikliklerden münezzeh olan Allah ile fani/aciz/günahkar kulları yanyana getirip hata, kusur ve yanlışla dolu olabilen bir sistemin paydaşı (ortağı) yapmanın korkunç bir vebal olduğunu düşünüyorum. Dedim ya: İncil'e papaz eli değince koskoca bir kitabı ve dini  bozuldu sayan Allah, bunca beşer eli değen bir rejimi kendi ilahi sistemi sayar mı sence! "İslami terör" dendiğinde kızan, İslamla terörü nasıl yanyana getirirsiniz diyenler, Allah ile aciz kulun hata, kusur, zulüm ve şirk dolu uygulamalarını yanyana getirip de "İslami sistem" denince çıtını dahi çıkarmıyor. 

Eskü müftülerden Hasan Mezarcı Siyasal İslamcılar "İslam ekonomisi, İslam devleti, İslam hukuku" demeyi, her şeyi İslam ile pazarlamayı çok sever." der. Bu adama da deli diyorlar.

Hülasa:

Şeriat Allah'ın sistemi değildir. Allah adına dini kanun ve kural koyan din sınıfının egemenlik aracıdır. Zekat da Allah'ın emridir, liyakat de! Hatta bu ikisi şeriattan çok daha fazla geçer Kur'anda ama zekat ve liyakat konusunda şeriattaki kadar güçlü bir talep, serzeniş, şikayet, bağırıp çağırma, esip gürleme göremezsiniz. Besbelli ki esas mesele ideolojik hakimiyet meselesi. İnsanlara hükmetme, kalıcı saltanatlar kurma ve daha ayrıcalıklı bir sınıf haline gelme yolunda kutsalın gücünden yararlanma çabası. Malum, bir din devlet olunca din sınıfı da devlet olmuş olur.

Elçi tepeden din ve rejim dayatmadı. Medine Sözleşmesiyle, Şura ile, ortak akılla, ortak uzlaşıyla yönetti. Bunların bugünkü dünyadaki adı demokrasidir, Cumhuriyettir. Dikkat ederseniz bu sözleşmeden hiç bahsetmezler. Çünkü oradan teokratik bir molla rejimi çıkmaz.

Bu ülkede ateistler çoğalsa ve sana, çocuğuna okullarda filan "ateizm dinini" dayatsa ne hissederdin? O zaman laikliği herkesten çok  sen savunurdun, emin ol buna. "Kimse kimseye kendi dinini dayatmasın, bu haksızlık, bu zulüm, devlet her kesime eşit ve adil olsun" derdin. Öyleyse kendin için istediğini neden başkası için istemiyorsun?

Tarikatçılar Selefilerin işleteceği bir şeriat rejimi ister miydi mesela? Bu sistemi adı şeriat diye, içinde kısas, el kesme var diye, Allah'ın rejimi diye kabullenirler miydi? Selefiler nurcuların şeriat yönetimini kabul eder miydi ya da? Bu yolun ucu açık ve sonunun da nereye varacağı belli: Ortadoğu. Anla artık bunu. Atatürk 100 sene evvel gördü bunu. Bari sen de şimdi gör. 
 
Emin olun, Allah şayet böyle bir devlet şekli isteseydi eğer, ben laik rejimi Atatürk dahi kurmuş olsa, yine de karşı çıkar, ebedi hayatımı kimse için riske atmazdım. Oysa Allah bizden teokratik ve baskıcı bir molla rejimi istemiyor. Sadece birkaç hususta yasa istiyor. Bunlar da bize tavsiye niteliğindedir.

Sözgelimi Allah bize yeryüzünde gezin dolaşın der. Bu, yeryüzünde dolaşmamak haram, Mardin ile Kapadokya gezisine katılmayan veya dünya turuna çıkmayan günah işliyor anlamına gelmez! Aynen bunun gibi. Bu, bize tavsiyedir. Yapılırsa bizim hayrımıza, yapılmazsa da bizim zararımıza olduğu söylenen bir öneri. 
Öneri ayrıdır, emir ayrıdır. Yine "Çarşıya gidince yemek ye oğlum" demek, "Trafikte sağına soluna bak yavrum, kaza yaparsın." demek emir değildir, tavsiyedir. İfadenin emir kipinde olması bu gerçeği değiştirmez. Tıpkı bunlar gibi. 

Bir iki ayetten, o da zorlama yorumlarla "Allah şeriat istiyor" manası çıkardılar, bunu da adeta İslamın en temel gayesi haline getirdiler. Madem Allah'ın Kur'anda geçen her cümlesi, her sözü emir. Peki o halde Kur'anın -hem de- ilk cümlesi "Oku" ile başladığı halde neden okumaya farz değil de sünnet dediler acaba? Şeriat için Allah'ın emri diyenler ve ısrarla onu talep edenler sıra okumaya gelince neden bu "Oku" ifadesini emir telakki etmediler de sünnet olarak kabul ettiler? Aahhh ah. İşimize gelince Allah'ın her her sözü emir, işimize gelmeyince ise sünnet. 

Yasa ayrıdır, sistem ayrıdır. Müslüman alemi asırlardır bunu karıştırıyor. Kısas vb. emirler katı bir rejim istenmesi demek değildir. Sadece yasa önerisinde bulunulması demektir. Bir yasa her rejimde hayata geçirilebilir. Mesela demokratik bir rejimde, yarın sabahın ilk ışıklarından itibaren  insan öldürenlere idam cezası (kısas) hayata geçirilebilir. Çünkü yasa demek sistem demek değildir. Bir kaç yasa önerisini görünce "Bak Allah şeriat sistemi istiyor" diyorlar.
 
Kur'andaki üçü - beşi geçmeyen önerilerin hayata geçirilmesi için baskıcı, katı, ulemanın kanun kural koyduğu ama adına Allah'ın kanunları denilen (esas bu şirktir) teokratik bir din devleti kurulması gerekmez. Sen, ulemanın kanun kural koyduğu, bunun adına da Allah'ın kanunları isminin verildiği bir rejim istediğinin, aslında bunu savunduğunun farkında mısın? Kur'ana göre bu, şirkin zirvesidir. Ulemayı Allah'a ortak koşmak bu değil ise nedir?
 
"Onlar elleriyle kitap (hüküm, kanun, kural) yazarlar ve 'bu da Allah'ındır' derler." Bakara, 79

Laik rejim de elleriyle kanun/kural yazıyor ama kalkıp da "Bu kanunlar da Allah'ındır" demiyor. Sınırını, hududunu biliyor en azından. "Şura" ayeti buna izin veriyor. Sağlık Bakanlığı Teşkilat yasasını Allah'ın yazması beklenebilir mi!

Ayrıca günah ayrıdır, suç ayrıdır. Günahın yargısı Allah'a, suçun yargısı devlete aittir. Kralın hakkı krala, Sezar'ın hakkı Sezar'a denilmiştir. Devlet günaha müdahale edemez, ancak suça müdahale edebilir. Günaha müdahale imtihan olgusunu bozar. Kulların Allah rızası dışı kaygılarla amel üretmesine, böylece hem şirke düşülmesine hem de  münafıklığa yol açar. Zira ibadetler sadece Allah için yapılır. Allah ibadet edin de kimin için ederseniz edin demez. Dinde ameller niyetlere göredir. Kırbaç veya hapis korkusuyla ibadet etmek, kırbaç veya hapis zoruyla alkolden vs. uzak durmak  kırbaca ve devlete kulluk etmektir. Kişi kim için ibadet ediyor, kim için haramdan sakınıyorsa o, onun ilahı olmuş olur. Allah kendisi dışındakilere ibadete etmeyi kendisinden başkasına kulluk diye nitelendirir. Dini rejimler  harama, günaha, özgürlüklere ve seçme hürriyetine müdahale ederek bu temel itikadi hataya düşerler.


Şu basit analizi dahi yapamayan bir coğrafyada yaşıyoruz. Bu sebeple hem Allah bizi imtihan etmek için yarattı denebiliyor hem de tüm şıkları ve seçenekleri yok eden, insanları belli şıkları seçmek zorunda bırakan rejimler savunulabiliyor.

Bir sınavda her şık yoksa, şıkların sadece bir iki tanesi varsa ve siz onlardan sadece bir tanesini seçmeye mecbursanız (ki bu seçmek değildir) buna imtihan denemez. A şıkkı yasak, B şıkkının başında rejim bekçisi oturuyor, C şıkkı zaten ortalıkta görünmüyor, size kala kala sadece D şıkkı kalıyor. Siz de mecburen onu işaretliyorsunuz. Buna Allah sizi imtihan etti denebilir mi! Böyle bir imtihan olabilir mi? Şeriat adı altında Allah'ın imtihan ortamını yok ediyorlar. Ve sen de bunu Allah'ın sistemi diye savunuyorsun.
 
Dini ve itikadi parçalanmadan dolayı İslam alemi kan gölüne döndüğü halde, sırf mezheplere, tarikatlara ve cemaatlere zarar gelmesin diye bir kere bile çıkıp da "Dinde grup grup olmayın" ayetini okumayan din komisyoncularının şeriata gelince avaz avaz bağırıp çağırmasına bakarak bu talebi Allah'ın temel muradı zannetme artık. Dağın, taşın, tabiatın da dini yoktur. Dini olmayan tek varlık devlet değildir. Devletin dini olmaz. Devlet teheccüde kalkamaz mesela, iftara beş dakika kala dalgınlıkla su içemez devlet. Devlet rukuya da eğilemez. Devlet Kabe'de tavaf da yapamaz. Devlet dediğin şey kurumdur. Dinin sadece insan için olduğunu ne zaman göreceksin!
 
Özetle:
 
Sorun Kur'anı anlayarak okumamaktan kaynaklanıyor. Kur'anı anlamadan okuyan şeriatçı olabilir. Bu, normaldir. Çünkü o dinini Allah'ın kitabından değil, araya giren kulların kitabından öğrenmiştir. Ancak anlayarak okuyan mutlaka özgürlük ve hürriyet yani demokrasi yanlısı olur. Neden asırlarca kutsal kitabı anlaşılmadan okuttular sanıyorsunuz! Neden hala hocaların kitaplarına Allah'ın kitabından daha çok zaman ve emek harcatıyorlar zannediyorsunuz! 
 
Kur'anda şeriat devletinden  bahsedilmez. Kur'andan şeriat çıkarımı dolaylı ve zorlama yorumlara dayalıdır. Ancak Kur'andan kolaylıkla demokrasi çıkar.
 
"Senin dinin sana, benimki de bana" ayeti. Bu, birbirimize din dayatmayalım, birbirimizle dinimizi referans almadan, dinler üstü bir anlayışla münasebet kuralım demektir. Bu demokrasi ve laikliktir.
 
Hakeza "Dinde zorlama yoktur" ayeti. Dinci rejimler zorlar, demokrasiler zorlamaz. Dinci rejimler tek tip din, tek tip yaşam biçimi dayatmasıyla vs. herkesin dinine, inancına müdahale eder. Demokrasiler kimsenin diniyle inancıyla ilgilenmez, hepsine eşit mesafede durur. Onlara, imtihan olabilmeleri için gerekli olan tüm şıkların sınavda/ortamda özgürce bulunmasını sağlar. Dinci rejimler bu seçenekleri sınırlar. Hatta bazı seçenekleri zorla dayatır.

İslam özgürlükçüdür. Zira imtihan olgusunun doğası bunu gerektirir. Şeriat ise baskıcı ve kısıtlayıcıdır. İslam bir dindir, şeriat ise bir ideolojidir.
 
Görüldüğü üzere demokrasi Kur'andan direkt çıkar. Şeriat ise daha ziyade Kur'an dışı kaynaklardan ve zorlama yorumlarla, eğip bükerek çıkarılır.
 
Allah her milleti bir şeriat üzere kıldık der. Şeriat yol, töre, örf, kanun gibi anlamlara gelir. Bu, her millete tek bir şeriat (yol, töre, kanun) dayatmayın demektir. İslam her millete gelmiştir ancak Allah şeriatınızı her millete hakim kılın dememiş, her milletin ayrı bir şeriatı olduğunu söylemiştir. İslam tüm insanlığın ama şeriat her milletin kendi şeriatı yani kendi töresi, kendi örfü,  kendi uygulaması.
 
O zaman en azından kısas vb emirler niye hayata geçirilmiyor?
 
Allah "Senin dinin sana, benimki de bana..." ve "Dinde zorlama yoktur" diyor. Bu ayetler, kendi inancınızı ve inancınızdan kaynaklı kuralları herkese dayatmayın demektir. Ülkemiz halkı her dinden, her dini anlayıştan oluşan çoğulcu bir toplumdur. Tek bir dini anlayışı herkese dayatmak bu ayetlere aykırıdır.
 
Velev ki kısas vb ayetler uygulanması gerektiği halde uygulanmamış olsun. Biz Allah'ın her emriyle amel ediyor muyuz ki bunu devletlerden de bekliyoruz?
 
Allah'ın yalan söyleme emriyle amel etmeyince biz dinsiz olmuyoruz da Allah'ın kısasta hayat vardır emriyle amel etmeyince devlet neden dinsiz oluyor?
 
Devleti dinsiz göstermek için bu kadar basit çarpıtmalar yapanlar (ve bir makalemde bahsettiğim gibi, onlarca ayeti sizlerden gizleyenler) şeriat konusunda size gerçeği ne kadar hakkıyla söyleyebilir ki! 

Hep ne derim: Dinin bir bölümü hakikattir ama önemli bir bölümü propagandadır. İkisini yani hak ile batılı iyi ayırdetmek gerekiyor.

Ayet uyarıyor: "O aldatıcı sizi Allah ile aldatmasın." Dilenciler bile Allah diyerek kandırıyor. Daha ötesi var mı!
 
Şüphesiz en doğrusunu sadece Allah bilir.

Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için "Şeriat Allah'ın Kanunu Mudur", "Tevhid, Tağut ve Beşeri Aldatmacası" ve "Gizlenen Kur'an Ayetleri" başlıklı makalelerimi de okumanızı öneririm.
 
Psikolog İzzet GÜLLÜ
www.izzetgullu.net 

 



285 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Yerli Selefiler Milli Robot Yapmış - 03/02/2023
Gerçek Tagut Kim?
Hatalı Kandil Algısı - 26/01/2023
Kandil Var mı Yok mu?
Son Risale Dersi - 23/01/2023
Buldum Deme, Hep Ara
Niyet Ettim Kırbaç İçin Namaz Kılmaya - 22/01/2023
Allah Dışı Kaygılara Kulluk Ettirmek
Şu Zamanda Akla Kurt Düşürmenin Önemi - 22/01/2023
.
Mutsuz İnsan Projesi - 21/01/2023
.
Tevhid, Tağut ve Beşeri Aldatmacası - 17/01/2023
Davetçilere Davet
7 Milyarı Kesip Doğrayacak Mıyız? - 16/01/2023
T.C. Teheccüde Kalkmıyor - 16/01/2023
Dini Olan Devlet Tağutlaşır
 Devamı