ÇÖZÜM: UYKUSUZLUK SORUNU HAKKINDA

Kimilerine göre asrın sorunu depresyon kimilerine göre uyku problemi bu çağın en yaman derdi. Bir sorunun çağın en büyük derdi olup olmaması kadar önemli olan bir diğer husus mevcut problemin kişilerin hayatında ne derece önemli olup olmadığıdır. Çünkü bir derdin diğer dertlere göre nasıl ve ne konumda olduğu değildir, asıl mühim olan. Çünkü herkesin derdi kendisine en büyük derttir.

Günümüzde çok karşılaştığımız sorunlardan birisi de uyku sorunu! Sigara içme tutum ve davranışını psikolog koltuğunda değil de (oysa tutum, alışkanlık, davranış değişikliği konuları direkt psikolojinin ilgi ve bilgi alanıdır) göğüs polikliniklerinde tedavi etmeye çalışan güzide ülkemizde uyku gibi yine büyük ölçüde psikolojik nitelik arz eden bir sorun da daha ziyade uyku kliniklerinde hekimlerce tedavi edilmeye çalışılır, malum. Bu cümleden olmak üzere, psikologun işini rehber öğretmenlerin, sınıf öğretmenliğini ziraat mühendislerinin, psikiyatristlerin işini de pratisyen hekimlerin vs. yapabildiği özgürlükler ülkesidir; canım Türkiye’m! (Bu son satır  konudan ayrıdır, anti parantezdir)

Madem böyle, gerektiğinde oralara başvurarak da yardım alınabilir ancak psikolog gözüyle bir şeyler söylemek en azından tamamlayıcı olması  veya alternatif bakış sunması hasebiyle fayda sağlayabilir.

Öncelikle belirtmek isterim ki akut ve kronik olmak üzere iki tip uykusuzluk söz konusudur. Akut uykusuzluk kısa süren, daha çok dönemsel nitelikli olan, bu sebeple son derece insani nitelik arz eden bir uykusuzluk çeşididir. Haliyle bu geçici olan sorunun üzerinde fazla, mümkünse de hiç durmaz iseniz o da sizin üzerinizde fazla durmaz, çeker gider. Çünkü bu tip sorunlar istenmedikleri yerde uzunca süre kalmazlar. Yiğidi öldürsek bile hakkını yememek lazımdır. Onurlu sorunlardır bu tip sorunlar…

Asıl önemli olan, çoğu kişiyi esas muzdarip eden daha uzun süreli olan “kronik” uykusuzluktur.  Aslında kronik sözcüğü çok doğru değildir; lakin Türkçemizde bu durumu tanımlayan başka da  bir teknik kavram yok bildiğim kadarıyla. İkisinden birisini tercih etmek, bu sebeple de ya akut ya da kronik demek icap ediyor mecburen. Belki, “Teknik kavram olmasa olmaz mı” diyebilirsiniz. Elbette olur. Ancak kavram, “Bipolar, biliş, travma, akut, kronik” gibi teknik olunca biz profesyoneller kendimizi daha fazla "iyi" hissediyoruz, o bakımdan diyorum!

Sürekli sorunları tanımlayan, asıl mühim yeri olan çözüm meselesine gelince, “Uzmana (bunun esas manası “bana, bize…” demektir) başvurun” diyerek topu hemen taca atıveren binlerce düzine yazılardan sıkıldığınızı biliyorum. O nedenle sözü uzatmadan çözüm işine geçmek istiyorum.

ÇÖZÜM

Takdir edersiniz ki öncelikle suyu baştan kesmek lazımdır. Çünkü bir sorunu önlemek ortaya çıktıktan sonra gidermeye çalışmaktan daha kolaydır. Bu bağlamda, gece uykusunu tv. izleme, müzik dinleme vb. bahanelerle keyfice geciktirmemek, sabahları kalkış saatlerimiz değişse bile yatma saatlerimizin kesinlikle aynı olmasına  azami özen göstermek işin en temel doğrusudur. Ancak hali hazırda uykusuzluk çekiyorsanız bu öneri  için ziyadesiyle geç kalmışsınız demektir. O halde bu önerim henüz uyku ritmini – sistemini bozmamış olanlar için olsun!

Mesele “çözüm” ise yaşanılan sorunlara nasıl yaklaştığınız çok önemlidir. Bazı şeyler sorunları bizatihi ortaya çıkarır, bazıları da sürdürücü yönde işlev görür. Buna psikolojide “sürdürücü etmenler” denilir.  (Etken değil, etmen… Herkes "etken" der, biz profesyoneller "etmen" deriz. Temel sayik; biz meslek elemanlarında  fazlasıyla baskın olan farklı olma arayışı - zaafı)

Bir sorunu sürdürücü yönde işlev gören en güçlü faktör, kişinin sorununu nasıl algıladığıdır. Bu gerçek, pek çok yazımda da belirttiğim gibi bu tip sorunlarda meselenin en hayati, en teknik yanıdır. Uykusuzluk sorununuza nasıl yaklaştığınız, bu sorunu nasıl algılayıp ne şekilde tepki verdiğiniz uykusuzluğun kendiliğinden düzelmesinde veya uzayarak -nispeten- daha kalıcı bir özellik kazanmasında birebir olarak belirleyicidir.

Bir biçimde, o veya bu sebeple ortaya çıkmış bulunan uykusuzluk sorununuz uzun bir süreden beri devam ediyorsa muhtemelen hatalı algılama ve ona bağlı olarak hayata geçen yanlış yaklaşım şekilleriniz yüzündendir.

Madem başka etkenler tarafından ortaya çıkarılsa bile daha ziyade hatalı algılama ve ona bağlı gelişen yanlış yaklaşımlar yüzünden sürüyor bu sorun; çözüm de sebebin zıddı olan bu faktörlere yapılacak doğru nitelikli müdahalede saklıdır.

Bu iki sürece (algı ve yaklaşım şeklinize) yapılacak doğru mücadelenin ilk ve en önemli adımı, zaten uykusuzluğun gerdiği bir psikolojik ortamı, “Hemen çözmeliyim” (yanlış) inancınız sebebiyle sizin de karşıdan germemeniz, bir süre bu sorunu kabullenerek evvela kendinize geniş bir harekat ve manevra alanı yaratmanızdır.

Yani, “Bu sorun mutlaka çözülmeli ama hemen ve şimdi değil. Acelem yok. Uykusuzluktan kimse ölmez.  Zamanım çok. Hayat da uzun. Koca yaşamda birkaç ayım da böyle geçsin, ne çıkar ki…” nasılolsa!" diyerek korkulu bir bekleyişle sürece kilitlenmiş olan beyninizi gevşetmeniz, ona,  “Bir süre bu sorunla da yaşanabilir. Bak ben de zaten böyle yapıyorum” mesajı vermenizdir.

Bu yaklaşımınıza bakarak, “Tehlike olsaydı hemen kurtulmak için çabalardı, demek ki tehlike yok” diyen beyniniz gevşer. Beyin gevşeyince peşinden de ruhunuz tabi ki…  Ruh gevşediğinde ise kilit çözülür, kapı açılır; kaçan uyku oradan geri içeri girer. Zaten çok uzakta değildir; yatağınızın çevresinde dönüp duruyordur aylardır. Evet, aslında kaçan uyku ne zamandır etrafınızda fır dönüyordur ancak, “Hemen çözmeliyim” aceleciliğiniz ve içine çekildiğiniz manasız boğuşma yüzünden, yani kendi elinizle yarattığınız suni gerginlikle kilitlenen kapıyı aralayamadığı için giremiyordur içeriye sadece. Yatakta sağa sola kıvranmak işte bunun mücadelesi ve göstergesidir.

ÖZETLE

“Uyumalıyım, bunun için de bir şeyler yapmalıyım” dedikçe zaten uzun süreden beri meseleye kilitlenmiş olan beyninizi iyice kilitler, böylece, ancak “relaks bir beynin ürünü olan uykuyu daha da öteye ittikçe itersiniz.

Siz itmez iseniz uyku size yaklaşır! Onu illa kolundan tutup çekmeniz şart değildir. Yeter ki itmeyin, bu kafi… İtmez iseniz o kendisi gelir!

YANİ

Ne kadar çok “yani” kullanıyorum. Yani, bu temel hata sebebiyle kendi ellerinizle itmediğiniz bir uyku -velev ki başlangıçta size çok uzakta dursa bile- eninde sonunda tıpış tıpış yürüyerek yatağınıza doğru yaklaşmaya başlayacaktır.

KONU MADDE / PARA DEĞİL. O NEDENLE AZI ÇOĞALTAMIN FORMÜLÜ AZA KANAATTİR. AZ İLE SAVAŞMAK DEĞİL!

Aza kanaat etmeyen çoğu bulamaz. Uykusuzluğu bu şekilde bir psikoloji ile kabullenmiş olduğunuzu gören ve sizdeki bu relaks tavra hayretle şahitlik eden uykusuzluk, “Gönül kaçanı (bir de umursamayanı) kovalar”  ilkesi gereğince dönüp arkanızdan gelmeye başlayacaktır. Geleceeeek, göreceksiniz.

Narsist biri değilim, bir gerçeği tespit ediyorum sadece. O sebeple her zaman söylüyorum:  Yazılarımı hakkıyla okuyan ve anlayan (anlamayan zaten okumamış sayılır. Anlamasız okuma okuma değil; mırıldanmadır) hemen her ruhsal sorundan (belki psikozlar hariç) kurtulabilir.

Şunu bilelim: Uykusuzluk dahil tüm ruhsal sorunlarımız “besleme ve sönme” ilkesiyle çalışır. (İnsanlar da, “Önce yardım gör  sonra ihanet et” ilkesiyle:))

“Sen hastasın kardeş, adı da şu…” diyen psikiyatri / psikoloji ile ona inanarak, “Evet ya, bak ben hastaymışım” diyen sizler elbirliği içersinde sorunları öncelikle besliyorsunuz. Bu nasıl mı oluyor? Çok kolay.  Siz hasta olduğunuza inandığınızda beyniniz de inanıyor. Bu kadar basit…

Temel görevi bizi korumak olduğu için de sürece kilitleniyor! Görevi bizi korumak olan dost radar sistemlerinin düşman füzelerine kilitlenmesi gibi! 

Tedavi aslında sadece bu kilidi çözmekle sağlanıyor. Füze için çözüm, radardan kurtulmaktır. Evet, kurtuluş sorunlara kilitlenmiş beyninizin bu inanç kilidini çözmekte saklıdır. Bu ise ikna meselesidir. Bu sebeple beni bir zamanlar yazılarım nedeniyle hararetle eleştiren, ancak epeyi zamandır sesi soluğu çıkmayan bir psikiyatristin, “Psikologlar aslında tedavici değil, iknacıdır” demesini (muhtemelen kendisi de ikna oldu) şimdi çok daha iyi anlıyorum. Bu vesile ile kulaklarını çınlatıyor, selamlarımı iletiyorum. Hakikaten doğrudur! İşin ehli her psikolog kişileri ikna ederek çözüme götürür zaten. Haliyle ve eşyanın tabiatı gereği, hasta olduklarına inanarak dert sahibi olanlar aksine inanarak iyileşebilirler ancak.

Sizce de öyle değil mi?

Bu sebeple, uykusuzluk dahil hemen her ruhsal sorun çoğunun empoze ettiği üzere klasik tedavi yöntemleriyle değil; nitelikli ve güçlü bir ikna yöntemiyle sonuç verir. İkna ise sadece kuru bilgi değil, yetenek ve kapasite işidir, bu da ayrı mesele!

O HALDE

O halde kronik de olsa uykusuzluğu kabullenmiş görünür, bu sorunu hayatınızın en merkezine yerleştirme huyunuzdan kurtulabilir (ben de şu tekrar huyumdan bir kurtulabilsem keşke), velhasıl bir süre uykusuzluğunuzla barışık (depremle barışık olmak misali) yaşamaya ikna olabilirseniz şayet (uzman desteği en fazla bu noktada önemlidir), umursanmayan uykusuzluk önemsenmediği kişiyi (sizi) kısa sürede terk edip gidecektir. Gideeeeer, meraketmeyin!

Uykusuzluk da dahil hemen her ruhsal sorun kovmaya çabaladıkça kökleşir. Bu, yukarı attığınız kalemin her seferinde yine elinize düşmesine benzer. Psikolog,  psikiyatrist hiç fark etmez; uzmanların tamamına yakınının yaptığı işte tam da budur. Bu nedenle kalem havadayken terapi veya tedavi biter. “Bak artık kalem elinizde değil, işte çözüm…” denilir. İnanır evinize dönersiniz siz de. Daha kapıdan girer girmez kalem tekrar elinize düştüğünde, “Olmadı, olmamış, acaba hiç olmayacak mı” diyerek bu sefer de başka kliniklerin yoluna düşersiniz. Tabi bu her zaman böyle olmaz; bazen diyorum!

Ancak bir farkla:  Öncekilerden daha da umutsuz olarak. Bu sebeple diyorum hep: Nerede ve ne tip yaklaşımı olan uzmanlardan yardım aldığınız çok önemlidir. Çünkü öldürmeyen darbe güçlendirir. İyileştirmeyen her yaklaşım sizi her geçen gün daha da kötü yapabilir.

Tekrar ediyorum: Elinizdeki kalemden havaya daha fazla atarak (bu daha fazla seans veya daha fazla ilaç demektir) kurtulamazsınız; ancak yok sayarak kurtulabilirsiniz. Mesela gölgemizden onu yok saymakla kurtulmuyor  muyuz! Ruhsal sorunlar soyut olduğu için somut olmayan gölgelere çok benzer. Tek farkı biri içimizdedir, diğeri arkamızda... Gölgenin bir gücü yoktur esasında; o sebeple ikide bir dönüp dönüp kendisine bakanları rahatsız edebilir ancak. Bunu sağlayan, “Bak arkandan geliyor” diyerek bizi gölgemizden korkutan, sonra da,  “Hadi kurtulsana” diyerek elimize çakı - bıçak veren, o bıçağı masum gölgemize dürttüren mevcut kapitalist ruhsal yardım statükosudur. Gölgenizden onu bıçaklayarak kurtulamazsınız!

SONUÇ

Bu kaçıncı sonuç? Neyse. Buda benim huyum…  Faydalı olsun da… O halde temel ilke şu:

“Bir süre yokmuş gibi yaşa ki yok olsun!”

Bir süre savaş ki yok olsun değil!… Yüce Allah (CC) da aynı şeyi söylüyor: “Zorluklar karşısında sabrediniz” diyor. İşi gücü rekabet, mücadele, savaş olan kapitalizm gibi boğuşunuz ki çözesiniz demiyor, dikkat edin! Ne demektir bu? “Biraz dayan, zaten geçecek. İçine koyduğum ancak senin “toprak ana yarattı” dediğin, bırak detayını anlamayı, daha ihtişamını bile idrak edemediğin muhteşem sistem çözecek meseleyi…”

Biz ne diyoruz peki: “ Yo, hemen olsun. Üstelik de ben kendim çözeyim. Ben çözemezsem uzmanım çözsün. Adı da Ahmet bey, olmadı Ayşe hanım falan olsun! Yeter ki hemen olsun!”

Olur  niye olmasın! Daha başka arzunuz?

Görüyorsunuz, yaklaşımım sadece bilime ve akla değil; aynı zamanda ilahi ilkeye de uyuyor. Diğeri, hastadan ve hastalıktan beslenen kapitalist statüko yaklaşımıdır…  Tercih sizin! Elbette ki görünen çözüm tek çözüm değildir bizim alanda.

(Not: Daha önce yine bu sitede yayınladığım, “Gece uykusunun önemi ve bazı öneriler” başlıklı diğer yazımı da okuyarak bu konuyu zihninizde iyice  bütünleyebilirsiniz)

İzzet Güllü

Psikolog

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv      1334 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Anket
Görüşünüzü Paylaşın
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam64
Toplam Ziyaret88599