• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/groups/1551421931768073/
  • https://twitter.com/pskizzetgullu
Anket
Görüşünüzü Paylaşın

Algı Eğitimi - İkna Terapisi

< Evlere bahar tezmizliği, zihinlere de algı temizliği şart >

Yıllar önce eleştirel yazılarımdan dolayı adeta deliye dönen, bana çetin bir savaş açan, lakin (yazdıklarımdan etkilenmiş olmalı ki) bu savaşından kısa sürede vazgeçen, -şahsıma attığı bir sulh mesajında da açıkça beyan ettiği üzere- çoğu tespitlerimi takdir eder hale gelen, halen yurt dışında yaşayan ünlü bir psikiyatrist bir yazısının satır arasında "psikologlar iknacıdır" demişti. Böyle bir ifade kullanmıştı.

O an için bunu üfürükçü, hipnozcu, muskacı gibi basite alıcı, en önemlisi de işlevleri sınırlayıcı ve kapsam daraltıcı olarak algılamış; bu indirgemeci yaklaşımı son derece yanlış bulmuştum.

Derin düşününce sonradan fark ettim ki bu ünlü hekim doğru söylüyordu. Aslında olanı değil; olması gerekeni ifade ediyordu sadece! Bence de psikologlar iknacıdır; öyle olmalıdır.

Bir yazımda da belirttiğim gibi evet psikologlar iknacı olmalıdır; birilerinin hastasın dediklerini yooo hasta değilsin diye ikna ederek iyileştirmelidir.

Bu mümkün!

Ben yıllardır böyle çalışıyorum! İşim çoğu vakayı hasta olmadığına inandırmak! Hatta bazen bu öyle bir aşamaya varıyor ki abartıyor muyum yoksa, bu bende alışkanlığa mı dönüştü acaba diye de kendimi sık sık gözden geçiriyor, yokluyorum! Ama her seferinde abartmadığımı, alışkanlık icabı falan böyle yaklaşmadığımı, bu yaklaşımın işin doğasının zorunlu bir sonucu olduğunu görüyorum.

Yazdıklarım farklı geliyor sizlere; biliyorum! Farklı gelmiyor aslında; hakikaten farklı şeylerden bahsediyorum! Klişe yaklaşımlarla taban tabana zıt şeyler söylüyorum! Bu; inanmanızı ve ikna olmanızı zorlaştırıyor haliyle. Çünkü aykırı, zıt şeyler söyleyenlerin bu işi yıllardır dikkat çekmek, ünlü olmak, para kazanmak yani belli menfaat kaygıları için yaptığını gördünüz; hep buna şahitlik ettiniz! Siz de haliyle sütten ağzı yananlar misali buz gibi yoğurdu bile artık üfleyerek yiyorsunuz! Bu kötü de değil! Hep böyle olmak, sorgulamak gerekiyor. Şüphecilik korur; tedbirli olmaya ve araştırmaya yol açar.

Oysa şerefimi temin ederek, ağzımdan çıkanı kulağım işiterek ve tüm vebalinizi üzerime alarak tekrar ediyorum: Böyle bir derdim, niyetim ve tasam yok! Hatta ünlü olmak benim en korktuğum, fıtratıma en zıt ve ağır gelen şeydir. Bu yüzden zaman zaman televizyon, seminer teklifleri gelmiştir; hepsini gözümü dahi kırpmadan reddetmişimdir; halen de etmeye devam ediyorum. Bir kere ekrana çıktım; amacım yazdıklarımın kısa bir özetinin en azından bir kere olsun video formatında kayıtlara geçmesiydi. Sadece yazıyorum; çünkü 17 yıllık ve 30.000 saatlik deneyimin sonucunda fark ettiklerimi yazmanın vicdani bir borç olduğunu, bunun vebal yüklediğini biliyorum! Bilgilenmek, öğrenmek, fark etmek aynı zamanda sorumluluk yüklenmek demektir!

Deneyim sonucu farklı bakış açıları doğması normaldir. Bizim alan buna müsaittir. Zaten halihazırdaki ekoller de deneyim sonucu doğmuş subjektif yaklaşımlardır; laboratuarda icap edilmiş vs. değildir. Bu alanda ana hatları birbirine benzese bile terapist sayısınca terapi yaklaşımı vardır aslında. Hocalarımız da fakültede bize bunun böyle olacağını söylemişlerdir; bu sürece "son derece normaldir" demişlerdir. Hatta okuduklarınızla kendi bakış açınızı katarak (harmanlayarak) kendi ekolünüzü hazırlayın diyerek sınav bile yapmışlardır. Daha doğrusu sınavda böyle bir soru sormuşlardır. Ben o dönemde bu sınavdan zayıf not almıştım! Çünkü masa başında ve zorlama bir anlayışla sağlıklı bir yaklaşım icat etmek pek mümkün değil!

Bu alanda 1 yıllık tecrübe ile on yıllık tecrübe, on yıllık tecrübe ile 15 yıllık tecrübe sonunda geleceğiniz bakış açısı noktası asla bir olmuyor. İlk başta ben de herkes gibi tanı, kriter, patoloji, bozukluk, öyleyse tedavi vs. gözüyle bakıyordum kuşkusuz! Ama zamanla bu işin böyle olmadığını fark ettim. Binlerce saatlik derinlemesine vaka incelemeleri sonunda bu noktaya geldim!

Şunu fark ettim: Hastalık yok! Konuşmayla bile düzelen bir sorun nasıl kimyasal ve patolojik bir bozukluk olabilir? Kıvılcımı bu düşünce yaktı, tüm gelişmeler bunu doğruladı! Bu bakış açısı yoluna girince bir sefer, ek destekleyici tecrübeler yaşandı, ek argümanlar da fark edildi haliyle.

Velhasıl bu süreç sonunda geldiğim samimi sonuç şu: Bizim alanda hastalık yok; sorun var sadece! Hatta sorun bile yok; algı sorunu var en fazla! Öyleyse çare doğru algı eğitiminde, ikna terapisinde! (Terapi sözcüğünü hiç sevmem bu arada).

Bu inanç sağlanınca görüyorum ki çoğu kişi kuş gibi hafiflemiş ve dua eder halde çıkıp gidiyor; kliniğin kapısından dışarıya! Gördüklerime mi inanayım yoksa bize ezberletilenlere mi!

Onun için hep söylüyorum: Çözüm ikna terapisinde. Çözüm bunu sağlayacak olan algı eğitiminde! Algı eğitimi koruyucu, ikna terapisi de çözümleyici bir fonksiyon görüyor. İkisi birbirini tamamlıyor. Zaten ikisi birbirinden tamamen kopuk iki süreç değil. Hatta ikisini tek bir kavramla tanımlamak bile mümkün! Çünkü sınırları net değil, iç içe...

Günümüzde ikna yöntemi unutuldu. Oysa telkin ve ikna çok önemli iki hakikattir insan psikolojisinde. Ama hiçbir terapinin içinde telkin uygulamasını pek göremezsiniz. Oysa terapi seanslarının uzun sürmesi bile başlı başına telkinden medet umma arayışıdır (ilaçların faydasının uzun zaman gerektirmesi de zamandan medet ummadır) lakin bilinçli ve sistematik olarak telkin yöntemi bir teknik olarak kullanılmaz genelde!

Bu yazdıklarımı duyar duymaz inanabilmeniz çok güç haliyle; biliyorum. İkna öncelikle bir inanma ve güven işidir. Duyduklarınız istediğiniz kadar akılcı ve mantıklı gelsin size. Şayet bunları söyleyen kişiye inanamıyor ve güven sorunu yaşıyorsanız ikna olmanız güçleşecektir.

İkna sadece kuru mantık düzeyinde, "Evet ya, hakikaten de mantıklı" demek de değildir. İkna kalbin samimi ve derinlikli olarak tatmin olması, en ufak bir şüpheye yer bırakmayacak kıvama gelmesi hadisesidir. İkna iman etmeye benzer; dil ile ikrar yeterli değildir; kalbin tasdiki de gereklidir.

Bu yüzden size tavsiyem; OKB vs. yaşıyorsanız sadece OKB yazılarımı okumakla sonuç almaya çalışmayınız. Dedim ya ikna olabilmeniz ve inanabilmeniz, yeni (ve tam tersi yönde) bir algı inşa edebilmeniz için öncelikle kapsamlı bir bakış açısı yeniliğine / temizliğine ihtiyacınız var. Bunun olabilmesi için ise bunları yazana itimat duygusu geliştirmeniz gerekiyor. Bu ise ilgili birkaç yazıyı okumaktan daha fazla şey yapmayı gerektiriyor.

Yeni ve farklı olana itimat duygusu geliştirebilmek için klişe olan eskiye ilişkin güveninizin azalması da gereklidir. 

Bu hayati noktanın önemi nedeniyle; OKB, panik atak vb. yazılarımı okuyarak OKB yahut panik atak sorunlarınızın çaresini bulmaya çalışmaktan ziyade ilgili (hatta ilgisiz gibi görünen) tüm yazılarımı okumanız, böylece hem bana itimat duygusu geliştirmeniz hem eskiye olan güveninizi kaybetmeniz hem de kapsamlı bir bakış açısı yeniliği / temizliği yapmanız gerekiyor. 

Çünkü her algı bir diğer algıyla öyle ya da böyle bir bağ ve ilişki içinde. Birinin değişmesi için diğerlerinin de değişmesi gerekebiliyor!

Ayrıca bu uzayan ve çeşitlenen okuma deneyiminin ikna için gerekli olan telkin etkisini sağlaması da büyük önem arzediyor. Aksi halde yönteme itimat sorunu ortaya çıkar ki bu sizi tekrar eski tas eski hamam yaklaşımlarına mahkum hale getirir.

Psikolog
İzzet Güllü


Yorumlar - Yorum Yaz
Sayın Ziyaretçi;

Psikolojik Destek adlı bu bölümde temel sorun alanlarıyla ilgili olan ve çözüm odaklı bir içeriği bulunan bazı yazılarıma yer verilmiştir. Ancak ilgili konulardaki yazılarım sadece bu bölümdekilerden ibaret değildir. Bu bölümdeki yazıları bir ilk yardım hizmeti gibi düşünmenizde, fırsta buldukça diğer makalelerimi de okuyarak göreceğiniz faydayı daha fazla artırmanızda yarar vardır.
Tam destek odaklı bir içeriğe sahip olan yazılarımın büyük çoğunluğunun içerisinde sorunlarınızın çözümü ile ilgili hayati bilgiler, somut öneriler ve mühim ipuçları bulunmaktadır.