• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/groups/1551421931768073/
  • https://twitter.com/pskizzetgullu

Madalyonun Arka Yüzü

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının akademik bir uzman kadrosuna (profesörlere) hazırlattığı OTİZM EL KİTAPÇIĞI adlı klavuzda ailelere öneri bölümünde, "Otizmi bir yetersizlik olarak görmeyin, farklı bir yetenek türü olarak kabul edin" deniyor.

Bu hocalara sormak lazım:

Madem öyle, o halde neden siz otizmi bir sorun ve özür türü olarak görüyorsunuz? 

Koca koca hocalar, anlı - şanlı mesleki kariyer ve ünvanlar kimseyi yanıltmamalıdır. Bu alan tıpkı bunun gibi yığınla çelişkiyle doludur. Bu şecaat arzederken sirkatin söyleme durumu aslında otizmin bir hastalık değil; değişik bir kişilik, ilgi ve yetenek türü olduğunun gizli olarak itiraf edilmesidir. 

Tekrar ediyorum: Otizm uyduruk bir sorundur ve suistimale en açık konudur. Çünkü bir çok çocuğu bu kategoriye sokabilmeye imkan sağlar. Bu ise artan "yapay hasta ve suni hastalık" sayısından nemalanan statükonun işine gelir. O yüzden hiç bir sorun için bir ay ayırmazken otizm için koca bir ayı ayırır. Malum otizm ayı vardır. Böylesi uyduruk bir sorunu kabul ettirip de alanda tutundurabilmek için elbette ki her sene en az bir ay ayırmak gerekir. 

Psikiyatri şu belirtilerin beşi - altısı bir araya gelirse hastasınız" der. Psikiyatrinin hastalık mantığı budur, beş altı belirtinin bir araya gelmesi...

Oysa sadece belirtilere bakmak yanıltıcıdır. Çünkü insanoğlu hasta olmadan da hastaymış gibi tepkiler verebilir. 

Mesela terleme, titreme, halsizlik, hızlı nefes alıp verme, kalp çarpıntısı, yüzde kızarıklık ve dahası. Sizce bu kişinin hastalığı nedir? Hayır, belirtilerin sayısına da türüne de aldanmayın. Bu kişi sadece ve sadece, az önce biten müsabakada birinci gelmiş dünyaca ünlü bir atlettir. İşte görün, belirtilere bakarak tanı koymanın sonucunu! Psikiyatrinin yaptığı tam olarak budur.

En az 6 aydan beri görülüyor olma (bunu artık 15 güne çektiler), kişiyi iş, mesleki ve sosyal alanda "anlamlı düzeyde" işlev kaybına uğratma ve olumsuz yaşam olayları akabinde gelişmeme gibi en temel 3 hastalık kriteri bugün tamamen unutulmuş durumdadır. Gerçekte beş - altı belirtinin bir araya gelmesi tanı için kafi değildir, bunlar belirtilerin sayısından daha önemli kriterlerdir. Bu temel kriterler göz önüne alınsın, dünyada psikiyatrik hasta sayısı yüzde beşe düşecektir. Bu yapılmaz çünkü "hasta" sayısının az olması hedeflenmez. Bir branşı yerleşik ve popüler kılmanın en bilindik yolu o alandaki "hasta" sayısının fazlalığıdır.

Psikiyatri insanları ilaca mahkum kılmak için sadece bozukluk denilen sorunları hastalık olarak tanıtma suistimaline yeltenmemiş, ayrıca terapiyi herkes yapamaz, terapi için zor ve özel bir eğitim gerekir yalanına da halkı inandırmıştır.

Bugünlerde dünyada çok popüler olan İYİ HİSSETMEK adlı bir kitap okuyorum. ABD'li ünlü bir doktor yazmış. Bu kitap ülkemizde yıllardır sürdürülen "terapiyi herkes yapamaz, terapi çok zordur" şeklindeki sinsi kara propaganda sahiplerine iyi bir cevap diye düşünüyorum.

Dünyada biblioterapi yani okuyarak kendi kendine terapi adında yeni bir akım (terapi yaklaşımı) olduğunu, bunun en iyi örneklerinden birisinin de bu kitap olduğunu beyan ediyor. Bir çok araştırma sonucuna yer veriliyor kitapta. Tüm çalışmaların biblioterapi yani okuyarak kendi kendine terapi olmanın antidepresan tedavisinden daha fazla işe yaradığını gösterdiği ifade ediliyor. Kişilerin bir kitap marifetiyle kendi kendine terapi olmasından bahsediyoruz. Bunun bile ilaçlı tedaviden daha çok işe yaradığı anlatılıyor. Kişilerin kendi kendilerine terapi olmaları bile böyleyken bunun bir psikolog eşliğinde olmasını sakıncalı bulup buna yıllarca karşı çıkan, böylece hem psikologları değersizleştiren hem de kişileri sadece ilaca mahkum kılarak hem alakasız bir tıbbi yardım almalarına hem de tedavilerinin niteliksiz ve eksik kalmasına yol açan psikiyatrinin samimiyetini sizlerin değerlendirmesine havale ediyorum. 

Bu kitabın yazarı bir psikiyatrist ve sonuçta psikiyatri yalanlar üzerine kurulu olduğu için bu kitapta da bir yığın çarpıklık mevcut. Sözgelimi br yerde depresyona hastalık denilirken diğer yerde depresyon tamamen hatalı düşünce kalıplarının (algısal şemanın, olumsuz otomatik düşüncelerin vs.) bir sonucudur denilebiliyor.

Yapılan bilimsel araştırmalardan bahsediliyor. Terapi gören kişilerin depresyonlarındaki geri dönüşlerin ilaçlı tedavi alanlardan kat kat daha az olduğu itiraf ediliyor. Yani terapi ile sağlanan iyileşmelerde sorunun tekrar nüksetme olasılığı daha az. Bu sonuç aslında ilaçlı tedavilerin tedavi ettikten sonra sorunun tekrar nüksetmesine yol açmasını değil; aslında tedavi etmediklerini, sadece tedavi sürecinde belirtileri baskıladığını da teyit etmiş oluyor.

Bu kitap terapilerin ek (yan) bir tedavi ajanı değil asıl tedavi yaklaşımı olması gerektiğini vurguluyor ki bunun deneyimli bir doktor tarafından dile getirilmesi, bunun bilimsel ve tecrübi delillerinin ortaya konulması oldukça anlamlı.



Bu bölümde
Mevcut Psikiyatri - Psikoloji Uygulamalarıyla ilgili kısa, çarpıcı, düşündürücü olduğunu düşündüğüm bilgilere ve anekdotlara vs. yer verilecektir.