• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/groups/1551421931768073/
  • https://twitter.com/pskizzetgullu
Anket
Görüşünüzü Paylaşın

OKB TERAPİSİNİN KODLARI

Ey OKB'li yani takıntı sorunu olan Arkadaşım; 

İşte şifa için yeni bir yazı daha geldi... Oku, anla, içselleştir, uygula ve kurtul... Bu yazı sana yüz seansta bile alamayacağın şeyleri veriyor...

OKB'nin iki evresi vardır. Uyku evresi ve aktif evre. Uyku evresi sizin normal olan, ataklarınızın gelmediği yani kendinizi iyi hissettiğiniz zamanlardır. 

OKB mücadelesi bir bütünün iki yarısını da önemsemekle mümkündür. Yani uyku evresinde bir şey yapmaz, sadece takıntılar aktif hale gelince bir şey yapmaya çalışırsanız sonuç alamazsınız. Halihazırda yapılan en büyük mücadele hatası budur. Çoğu terapi yaklaşımı dahi bu evreyi atlar. Cehpede savaşı kazanabilmek için barış sürecinde de eğitim vb. bir şeyler yapmak gerekir. Sadece cephede, sadece savaş başlayınca bir şeyler yapmakla sonuç alınabilir mi?

Peki bu uyku evresinde ne yapılmalıdır? 

Burada yapılacak tek şey uyku evresinde doğru beklentidir. Beklenti sonucu belirler. Uyku evresinde yanlış beklenti atakları davet eder, ayrıca zaten gelecek olan atakların gelme sıklığını da artırır. 

Böylece atak sorunu beslenir. Bu sorun beslenme ve sönme ilkesiyle işler. Ya beslenir ya da beslenemez ve söner, gider. 

Peki atak öncesi yani uyku evresindeki doğru beklenti nasıl olacaktır? 

Bu, "Ataklarımdan korkmuyorum, onu bekliyorum, ona hazırım demekle" mümkündür. Bunu sık sık bu şekilde diyerek yahut düşünerek yeni bir algı ve inanç yani yeni bir bakış açısı inşa etmektir.

Atak öncesindeki hatalı beklenti ise şimdiye kadar yaptığınız gibi kaçınmacı bir mantıkla, "İnşallah ataklarım gelmez, ya gelirse..., çok şükür iki gündür gelmedi iyiyim" şeklinde yaklaşmak (bunu içelleştirmek) yani beyninize,  "Atağın gelmesi kötü bir şeydir" mesajı vererek beklemektir. Bu hatalı beklentiyi bahsini ettiğim doğru beklenti şekliyle (doğru bir pozisyonla) değiştirdiğinizde bu sorunun çözümü için birinci aşama tamam demektir. Şimdi artık siz (tam da maçın başında) 1- 0 öne geçtiniz.

İkinci aşama da şudur: Atağın geldiği aktif evrede yanlışı terk edip doğru bir pozisyon almak.... 

Siz atak geldiydi gittiydi ile değil, ataklara vereceğiniz tepki ile ilgilenin. Atağın gelmesi yağmurun yağmasıdır, siz bununla değil şemsiye ile uğraşın! Islanmak yağmura değil; şemsiye kullanıp kullanmadığınıza bağlıdır... 

Psikiyatri ve klasik terapi ekolleri sizi yağmurun ıslattığını iddia ediyor, buna göre yaklaşıyor, bu sebeple yağmuru dindirmeye çabalıyor. Sizi iklimle, bulutlarla, yağmurla savaştırıyor. Oysa çare şemsiye kullanmakta! Çünkü ıslanmamak yani etkilenmemek için gerekli olan bu!

Çoğu kişi burada hata yapar, böylece sorunu kendi eliyle besler. Atağa vereceği tepkiyle ilgilenmez; atakla uğraşır. 

Atak gelince verilecek doğru tepki şudur: 

Atakla ilgilenmemek, onunla savaşmamak, onu uzaklaştırmaya çabalamamak, onunla didişmemektir. Böylece öldürmeyecek darbeler vurarak onu iyice kuvvetlendirmemektir.

Çünkü bunlar atağın gıdasıdır, onu besler. Ve beslendiği yere, beslendiği sürece gelir. Tıpkı bir dilencinin her geldiğinde para aldığı kapıya daha sık gelmesi gibi. Siz dilenciyle boğuşmayın; sadece ve sadece para verme davranışınızla ilgilenin... Parayı keserseniz dilenci daha gelmez. Çünkü dilenci almak için gelir. Ve aldıkça gelme sıklığı artar. Verme davranışınız onun gelme davranışını pekiştirir. Yani takıntıyı siz besliyorsunuz... Dilencinin (atakların) daha gelmemesi için sizin yanlış olan verme davranışınızı (hatalı tepki verme şeklinizi) değiştirmeniz gerekiyor.

Bunu yapabilmek için ise sıkıntı denilen ve çoğu kişinin "öcü" yahut "felaket" sandığı duygusuna bakışını yeniden gözden geçirmesi gerekmektedir. 

Yani siz sıkıntıyı felakek ya da öcü zannettikçe bunu yaşamama ya da daha az yaşama adına sözünü ettiğim temel yaklaşım hatasının içine düşüyor, böylece onu yemleyerek beslemeye başlıyorsunuz. Bir taraftan kendi elinizle beslerken öbür yandan niye bu sorun yok olmuyor ki demeye hakkınız olabilir mi?

Öyleyse özetle;

Sıkıntıdan korkmayın... Onu yaşamayı göze alın. Bu iyileşmenin çok cüz'i bir bedelidir. Keşke her bedel böyle olsa... 

Unutmayın; sıkıntının azı da çoğu da sıkıntıdır. Sıkıntı az da olsa fazla da yaşansa sadece bir duygu türüdür. Duygudan korkulmaz! Sıkıntının fazlasına hastalık demek ve bunu hemen üstesinden gelinmesi gereken bir felaket olarak yansıtmak ancak psikiyatrinin çarpık mantığıyla mümkündür.

Böylece; atak geldiğinde onu yok etmek ya da uzaklaştırmak için savaşma şeklindeki temel hataya 
düşme olasılığınızı azaltmış olursunuz.

O halde:

1. Atak öncesi doğru beklenti pozisyonuna geçtiniz... Şimdi atak değil artık siz 1 - 0 öndesiniz... Artık o defansta açık vermeye mahkumdur. Sizin için gereken bu skoru korumak, bunun için de takriben 90 dakika daha direnmektir.

2. Aktif evrede de yanlışı terk ettiniz, üstüne bir de doğruyu yaptınız. Atak gelince savaşmadınız yani atağa doğru tepki verdiniz... Maç şimdi 2 - 0 artık...

3. Bunun akabinde yaşayacağınız sıkıntıdan da korkmadınız, onla savaşmadınız, onu azaltmaya ya da yok etmeye çabalamadınız, işinize gücünüze baktınız, bunu göze aldınız. Maç şimdi 3 - 0...

O halde kurtulmanız için lazım gelen tek şey artık sadece zamandır. Biraz daha zaman... Çünkü dilencinin daha gelmemesi için artık alamayacağına kanaat getirmesi, zaman içinde sahip olduğu bu alışkanlığının sönmesi lazımdır. Bunun için de geldiği ve eskiden sürekli eli dolu döndüğü (almaya alıştığı) kapıdan en az yirmi - otur kere elinin boş dönmesi lazımdır.

Bu yazımdaki tekniğin mantığını bir kere okumak yetmez. Bu yazıyı sık sık okuyarak süreci çok daha kolaylaştırabilirsiniz. Bunun için lazım olan tek şey sık sık okuyarak telkin etkisi sağlamanızdır. Ve biraz daha zaman. Takriben 6 ay... Kalıcı bir kazanım için bu süre gerekli. Tedaviler de dahil hayatta her şeyin sonuç vermesi makul bir zamana bağlıdır. Bir çocuğun doğması bile 9 ay alır, yürümesi ise asgari 12...

Daha nasıl özetlenir bilemiyorum... Bu teknikle yüzlerce kişi kurtuldu... Sıra sizde... Bu teknikle siz de kurtulun ve böylece hem ruhunuz rahata kavuşsun hem de bu sorunun hastalık olmadığını, hastalık diyerek bizleri nasıl kandırdıklarını kendi gözlerinizle görün...

Sonuna dek yanınızdayım... Gerektiğinde yazın... Bir de bu bölümü takip etmeye devam edin... Allah yardımcınız olsun... 

İzzet GÜLLÜ
Klinisyen Psikolog