• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/groups/1551421931768073/
  • https://twitter.com/pskizzetgullu
Anket
Görüşünüzü Paylaşın

Muhtelif Önerilerim

 MUHTELİF ÖNERİLERİM

GENEL ÖNERİLERİM

Kavramlar zihin inşa eder. Her şey insan zihninin ürünüdür. O sebeple yaşadığınız sorunlardan tutun ağzınıza aldığınız her şeyi doğru kavramlaştırmaya, bu işi kesinlikle basit görmemeye dikkat edin! Zihninizde oluşan her düşünceyi, ağzınıza gelen her söz söyleme isteğini en uygun kavramlarla ifadeye dönüştürün! Gerektiğinde, “Pardon, daha doğrusu, af edersiniz…” vs. diyerek gerekli düzeltmeleri anında ama mutlaka yapın!

Eşlerinize duygu bazlı değil; ilke bazlı davranın! Duygular değişkendir. Haliyle doğası değişken olan duyguların üzerine bina edilecek davranışların, söz, düşünce, tavır ve yaklaşımların da değişken olması kaçınılmazdır. Bu değişkenlik pek çok sorunun en önemli “görünmez” nedenidir.

Hisler genellikle irrasyonel olan yaşantılardır. Dolayısı ile kendi gerçeklerinizi (psikolojinizi vb.) hislerinizin sesini dinleyerek anlamlandırma hatasına düşmeyin!

Çocuklarınızı sürekli konuşma, olmayınca kızma şeklinde işleyen duygu bazlı bir anlayışla değil; kural zeminli bir anlayışla yetiştirin. Evde belli – başlı şeylerin yapılması mutlaka bir kurala bağlı olsun; bunlar yapılmadığında otomatik olarak devreye giren, asla tartışma ve konuşma yoluyla önemini hafifletmediğiniz (doğru) bir ödül – ceza sistemi bulunsun!

Selam vermeyi, her gördüğünüz insana gülümsemeyi, hediyeleşmeyi, iltifat etmeyi, ikramlarda bulunmayı mutlaka hayatınızın olmazsa olmazları haline getirin… Bunları başkası için değil; en başta kendiniz için yapın! Çünkü gül veren elde daima gül kokusu kalır. Bunlar muhataplarınızdan daha fazla size yarar sağlayacaktır. Ruhunuzu besleyecektir. Aksi ruhunuzu günden güne solduracak ve boğacaktır.

Koşulsuz iyilik yapın… Uygun karşılığı görmeyince hemen iyilik yapmakta hata yaptığınız düşüncesine giriyorsanız aslında yaptığınızın iyilik sayılmayacağını düşünün. İyilik karşılıksız olarak yapılan, en kötü karşılık görüldüğü halde sergilenbilen bir davranış demektir. Öbürü karşılıklılık esasına dayanan bir ticarettir.

Sorunları eleştirmek için dahi olsa sık dillendirmemeye, iyilik ve güzellikleri daha fazla vurgulamaya çalışın. Çünkü reklamın iyisi kötüsü olmaz. Eleştiri için dahi olsa sürekli kötülükleri öne çıkarmak ancak kötülüklerin kanıksanmasına - içselleştirilmesine hizmet eder. Bu ise her insan için büyük bir vebaldir.

Gerektiğinde kötülüklerden ve yanlışlardan bahsedilecekse şayet bunları, “Kötülükler arttı” şeklinde olumsuz kelime ve cümlelerle değil; “İyilikler yeterince fazla değil” gibi olumlu cümleleri uygun kullanmak şeklinde ifadelendirin.

İnsan psikolojisini iki temel faktör belirler. Yapılması gerektiği halde yapılmayan doğrular ve yapılmaması lazım geldiği halde yapılmaya devam edilen yanlışlar… Bu ikisine azami olarak dikkat edin!

Yalan, duyarsızlık, saygısızlık, sevgisizlik, kabalık, agresiflik türü tutum ve davranışlar doğaya terstir. Fıtrata – doğaya aykırı her düşünce, iş ve eylem ruhu soldurur, zamanla da ferini – ışığını söndürür. Böylece ruh kararır ve kaskatı kesilir, akabinde de kendi bedenine saldırır. Böylece insan mutsuz, huzursuz olur; gerek ruhsal gerekse bedensel hastalıklara açık hale gelir.

DİĞER ÖNERİLERİM

Bilindiği gibi, herhangi bir tıbbi hastalık yaşarken vücudun savaşım gücünü desteklemek için yapılması gereken bazı doğrular , davranışlar vardır. Örneğin, dinlenmeyi artırmak, vitamin özelliği fazla olan gıdalar almak, fazla soğuğa çıkmamak gibi. Aynı şekilde, mevcut sorunlarımızla zaten kendisi otomatik olarak savaşan psikolojik savaşım sistemimizi destekleyen bazı davranışlar da söz konusudur. Bu yazımda stres, sıkıntı gibi güncel yahut anksiyete, depresyon gibi moda halini alan ve hastalık niteliği taşıyan sorunlarınızda işe yarayacağını öngördüğüm bazı temel öneriler bulacaksınız. 

Sırası gelmişken belirtmekte fayda var. Burada önerilenler, sorunların ortadan kalkmasına, psikolojik direnci artırmak suretiyle dolaylı yoldan katkı yapmaktadırlar. O yüzden, “Bunlarla yaşadığım sorunlar arasında ne gibi bir alaka olabilir ki?” diye düşünmeyin. Bunları uygulamadaki başarınız, iyileşme sürecinizi ve bu süreçte yaşadıklarınızın şiddetini anlamlı düzeyde etkileyecektir. 

Şimdi önerilere geçelim.

-Uyku düzenine ve bu dönemde daha fazla uyumaya dikkat etmek, istirahatı artırmak. Uykuya sadece bedenin değil, ruhumuzun da ihtiyacı vardır. Hele de böylesi zamanlarda... Uyumak, savaşım sistemimizin direncini artırır. Ona güç ve enerji katar.

-İştahınız olmasa bile, gerekli olan gıdaları bu dönemde “zorunluluk gereği” almaya azami gayret sarfetmek... İştahınız olmayabilir. Bu, almanız gerekli gıdaları almanıza engel değildir. Siz lezzet amacıyla değil, biran evvel toparlanabilmek amacıyla bunu yapıyorsunuz, unutmayın.

-Yalnız kalmamak, sohbet vb. ortamlar oluşturmaya çalışmak, “zevk alamıyorum, zaten içimden de gelmiyor ki” gibi mazeretlerle iyice kabuğumuza çekilmemek... Sorunun bizi çektiği bu sinsi kısır döngü tuzağına düşmemek, uyanık olmak! Bu dönemde hiç keyif alamasak bile sırf iyileşebilmek adına buna azami derecede gayret gösterebilmeliyiz. “Bu dönemde benim keyif almaya değil, acilen toparlanmaya ihtiyacım var, buna mecburum” diye düşünün. İçinizden hiç gelmediği halde sabahları işinize ne de güzel gidebildiğiniz günleri anımsayın.

-Sık sık mekan değiştirmek, özellikle mezarlık, hastane, huzurevi, yaşlı ve hısım / akraba ziyaretlerini artırmak... Bu türden sosyal eksenli aktivitelerin / ziyaretlerin her zaman çok büyük faydası vardır. Bu zor dönemlerde ise çok daha fazla... ( “Ne alakası var ya...” demeyin. Bir bildiğimiz var herhalde. Psikolojimizi oluşturan duygu, düşünce ve davranışlar birbiriyle her zaman için bir etkileşim halindedir. Bu önerimi uydurmasyon suretiyle değil, bu bilimsel gerçeklikten hareketle tavsiye ediyorum. Sadece, binlerce kişiyi bulan klinik gözlemlerimin ve deneyimlerimin subjektif bir sonucu olarak değil.)

-Mümkünse her gün, bu mümkün değilse gün aşırı ılık suyla duş alın. Ilık suyla duş derken, su, sıcakla soğuğun tam ortasında değil, biraz soğuğa yakın tarafta olsun. (Bu arada üşümemeye de dikkat edin tabi). Duş ile insan sadece bedenen temizlenmekle kalmaz, aynı zamanda ruhen de hafifler, arınır. Kirlenmesiniz de, saçınız yağlanmasa da söz konusu sıkıntılı yaşam evrelerinde buna özen gösterin. Unutmayın, bu günlerde suyu herzaman olduğu gibi gibi temizlenmek için değil, ruhen rahatlamak için kullanıyorsunuz!

-Eğer inanan bir ailenin inanan bir ferdi iseniz, sık sık içten bir üslubla dua edin. Duanın insan üzerindeki olumlu ve iyileştirici etkisi bugün Batı’da birçok araştırma bulgusuyla ortaya konulmuş görünüyor. ( Bu etki metafizik eksenli bir etki de olabilir, sırf inanmaktan kaynaklı psikolojik bir etki de. Maksat faydalanmak olduğu için, sebebinin ne olduğu pek mühim değil. En iyisi siz üzümünü yiyin, bağını sormayın. )

-Her gün, düzenli olarak, en az “bir” saat kitap okumak... İşin pif noktası, her gün düzenli ve en az bir saat olması... Bir öğünde on porsiyon bile yeseniz bu iş her gün düzenli olmayınca pek bir anlam ifade etmez.

“Kitabın sırası mı şimdi, sağlamken okumadım ki hastayken okuyayım” diye düşünmeyin. Kitabı bu dönemde anlamak, öğrenmek, kültürlenmek için değil; beyninizin ikide bir sorunlarınız üzerine kaymasını, dolayısı ile hastalık ateşinizi yelleyerek beslemesini engellemek için yapıyorsunuz. Özellikle bu zor dönemlerde beyin yalnız ve başıboş bırakılırsa, sahibi olan siz tarafından bir işe - meşgaleye yönlendirilmezse bıraktığınız gibi bir köşede öyle boş boş oturmaz, hemen sorunlar üzerine kayar, kilitlenir. Kilitlendikten sonra bu kilidi çözmek haliyle hiç de kolay olmaz.

-Sorunlarınızın başkaları tarafından ikide bir açılmasına veya keyfice hatırlatılmasına, yani kişiler arası insani iletişimde haddin ve sınırın aşılmasına izin vermemek... Bir olayın gerçekte bilfiil yaşanması ile hatırlatılmak suretiyle zihinde hayali / sanal olarak yaşanması beyin için çoğu zaman aynı etkiye sebep olur. Buna izin vermeyin. Başınıza gelen olumsuz bir olayı, hiç hatırlatılmazsa sadece bir defa yaşamış olacakken ikide bir hatırlatılmak suretiyle tekrar tekrar yaşamış oluyorsunuz. Tabiki farkında bile olmadan... Bu ise, yapılan her tekrarın ezberlemeye götürmesi misali, sorunların günbe gün pekişmesine, dolayısı ile de iyileşme sürecimizin olumsuz yönde etkilenmesine neden oluyor. Kulak duyusu kapınızı bu dönemde sıkı tutun, adeta bir yol geçen hanına çevirmeyin. 

Tekrarlıyorum: Zararlı uyarıcı girdilerinin; birileri her istediğinde sırf “onlar istedi” ya da “ayıp olmasın” diye ikide bir beyin evinize davetsizce sokulmasına müsaade etmeyin. Bunun için de bu yöndeki konuşmalara baştan set çekin. “Hele dinleyeyim, hele bir duyayım da ondan sonra etkilenmemenin çaresine bakarım” demeyin. Bu strateji eşyanın tabiatına aykırıdır. Etkilenmemek için baştan duymamamanın çaresine bakmaktır aslolan.

-Günün farklı saatlerinde, en az sekizli - onlu paketler halinde, sık sık derin nefesler alma, biraz tutup, sonra birden verme egzersizleri yapın. Nasıl ki ruhumuzdaki rahatlık bedenimize yansır, aynı şekilde, bu yolla bedenimizde oluşturacağımız “suni” bir rahatlık tersine bir biçimde ruhumuzu da etkiler. Ruh etkilenince bu zaten bedeni “doğal” olarak rahatlatmaya başlar. Önce biz sunisini yapacağız, sonra mekanizma doğalını işletmeye başlayacak yani... (Örneklemeyi çok seviyorum. Duramadım, bir örnek daha vereceğim: Önce duran arabayı siz itekleyeceksiniz, çalışınca zaten kendisi gider, meraketmeyin.)

-Egzersiz ve spor yapmak, yürümek, çalışmak, meşguliyeti artırmak... Bu işler esnasında beyin aynı noktaya takılı olmaktan kurtulur. Ayrıca bu tür hareketler ile organlarımızdaki enerji kilitlenmeleri düzenlenerek bedenimizin stresle, gerilimle, gerginlikle sıkışan - bağlanan gözenekleri açılır. Bu egzersizlerde vücuttaki bütün eklem yerlerini farklı farklı şekillerde hareket ettirmeye gayret edin. 

-Yardım işlerine yoğunlaşmak, insanlara faydalı olmaya çabalamak... Bunları sadece ahlaki boyutu ile önemsemeyin, salt uhrevi kazançlar sağlayıcı dinsel davranışlar olarak algılamayın. Bu tür davranışların size çok iyi geleceğini göreceksiniz. Olumlu işler / davranışlar olumlu duygulanımlara, olumsuz iş ve eylemler (hatta söylemler) de olumsuz nitelikli duygulara neden olur. (İşte bu fıtri / doğal yapı nedeniyledir ki iyi hoş, hayırlı bir iş yapınca değil; kötü, nahoş, olumsuz bir davranış sergileyince vicdan azabı çekeriz)

-Geniş düşünmek, dünyada olup bitenleri sık sık anımsamak, belgesel ve haber programlarını daha fazla izlemek, günde en az 10 kere daha zor şartlardaki insanları aklına getirmek, bunu ilke edinmek... Bu dönemde ne yediğinizin, ne konuştuğunuzun, en çok da “ne düşündüğünüzün”, bunu etkileyebildiği için de “ne izlediğinizin” sizin için her zamankinden çok daha fazla önemi var. Ne izlediğinize dikkat edin. Bunlar beyne gidiyor çünkü. Her mesaj beyinde,aynı etkiyi yapmıyor, bunu biliyor olmalısınız. 

-Güvendiğiniz bir kişiyle yaşadıklarınızı en ince detayına kadar güvenle konuşmak, paylaşmak, böylece içinizde uyanan ve sıkışıp kalan zehiri dışarı akıtmak... Her düşünce işlemi, özellikle de olumsuz içerikli düşünce işlemleri sonucunda ortaya, konuşularak dışarı aktılması gerekli “zehirli düşünsel atıklar” çıkar. Tıpkı araba çalışarak benzini yakınca ortaya egsozla dışarıya atılması gerekli atıkların çıkması misali... İnsan da çalışan, çalışırken enerji kullanan, kullanırken yakan, dolayısı ile yakılanları dışa atması, akıtması gereken bir canlıdır. (İnsanın deposu beyni, egsozu da bir manada ağzıdır.) 

Nasıl ki her delik akıtmak için kifayet etmez, aynı şekilde her konuşma şekli bu atıkları dışarı akıtmaya yetmez. “Konuşulması gerekli şeylerin konuşulabilmesi” ancak buna imkan sağlar. Konuşulması gerekli olan şeyler ise, sorunlarınızla ilgili olarak konuşamadığınız, konuşmakta zorlandığınız, çekindiğiniz şeylerdir. (İşleri sabahtan akşama kadar zehirli atık depolamak olan biz psikoloların en büyük fonksiyonu işte tam bu noktayla alakalıdır.)

SAĞLIKLI BİR YAŞAM İÇİN ÖNERİLER

Kendiyle ve çevresiyle barışık, içinde huzurlu, iş ve meşguliyetinde verimli, kendini gerçekleştirme sürecinde duraksamadan yol alabilen birisi olabilmek; daha toplayıcı bir üst kavramla ifade edecek olursak "Sağlıklı" bir yaşam sürebilmek için gerekli olduğunu bildiğim önerilerden bazıları da şunlar: 

Egzersiz
Hergün Düzenli Egzersiz Yapın Ki Ruhunuz Kanatlansın! Düzenli egzersiz ile doku ve organların stres, gerilim ve gerginlik bağlayan bütün gözenekleri açılır. Böylece, ruhumuzdaki enerji akışkanlığı yeniden düzene girer.
***
Kitap
Her gün düzenli kitap okuyun. Böylece beyne sürekli ve yeni bilgi girdisi yollayın ki ruh bu taze gıdalarla beslenebilsin. Aksi takdirde eski - bayat gıdaları kullana kullana sonunda zehirlenecektir. Hem böylece kafamızın içini en doğru şeyle doldurmuş da oluruz. Çünkü, “Boş bırakılan bir kafa, şeytanın çalışma odasıdır” derler. İçinde şeytanın yirmi dört saat mesai yaptığı kafadan dışarıya pek hayırlı davranışlar sadır olmaz! (Olumsuz fiil ve davranışlar ise sahibinin ruhunu zehirler.) 
***
Doğa
Sık sık doğa ile başbaşa kalın. Ruhunuzu dinleyin, dinlenin...
***
Yorulmak
İçinizi sıkıntı ve huzursuzluk kapladığında kalkın ve yorulun.
***
Meşguliyet
Mutlaka sizi aktif kılacak bir meşguliyet edinin! 
"İşlemeyen demir pas tutar!"
***
Tebessüm
Mesleki statünüze, sosyal veya ekonomik konumunuza ya da kişisel triplerinize esir düşerek neredeyse günün yirmi dört saati üzerinizde taşıdığınız anlamsız kasıntıları, asabi jest, mimik ve tavırları bırakın. Mütebessim olun! Bu esnada yüzünüzde oluşacak gevşeme, görceksiniz, ruhunuzu da gevşetecektir. 
***
Duyarlılık 
Gördüğünüz her insana “sen varsın ve önemlisin” anlamı taşıyan bir selamı çok görmeyin. Tanıdıklarınızı sık sık ziyaret edin. Hediyeleşin, ikramlarda bulunun. İnsanları ilgi ile, sabırla dinleyin. İhtiyacı olan kişilere “bana ne” demeyin, yardım edin. En azından bunun gayretini vermeye çalışın. Siz birilerine adeta bir eşya muamelesi çektikçe, bütün varlıklarına rağmen onları görmezden geldikçe, emin olun, aradığınız ve aslında çok uzak olmayan bir kuytuda uzanmış, tutum ve davranışlarınızı izleyen huzur duygusu da sizi görmezden gelecektir. 
***
Yoğunlaşma
Günlük hayatın olağan akışıyla paralel olarak seyreden duygusal nitelikli iniş - çıkışlara hemen yoğunlaşma, böylece ruhunuzu bir noktaya kilitleme alışkanlığınızdan vazgeçin. Hayatınızı, içinizdeki bu doğal süreçten bağımsız ve ona takılıp kalmadan dışınızda, dış dünyanın somut gerçekliği içersinde yaşayın. Sobadaki ateşin sesini dinlemeyin, siz mutfakta işinize gücünüze devam edin! Böyle yaparak altına ikide bir odun atmadığın her dert, sorun ve de sıkıntı ateşi eninde sonunda sönecektir.
***
Davranışlar
Yapmaktan rahatsız olduğunuz her iş ve eylemi terketmeye bakın! Bu davranışların her birisi adeta bir sivrisinek gibi ruhunuzu sürekli ısırıp dururken psikolojinin sütliman olmasını bekleme!
***
Paylaşmak
Zor, sıkıntılı anlarınızda gidin, güvendiğiniz bir kişiyle konuşun. Söylemeniz gerekenleri söyleyin, duymanız gerekenleri duyun... Farketmeniz icap edenleri de böylece farkedin... Bu dönemde bunlara daha çok ihtiyacınız var, unutmayın... Sonunda, içinizde adeta serseri bir mayın gibi dolaşan ve sizi sıkıştıran, boğan zehirli duygusal atığı damla damla dışarı akıttığınızı göreceksiniz 
***
Yaralamak
Çevrenize ve insanlara karşı sıcak, duyarlı, özenli ve ilgili olun! Her birisi eşsiz bir sanat eseri olan insanlara bütün hata, eksik ve de kusurlarına karşın sıradan, bayağı ve basit birer yaratıkmış gibi davranmayın! Bakışlarınızdaki gereksiz soğukluk ve
katılıkla, dilinizdeki sorumsuz, umursamaz ve baştan savıcı sözlerinle onları yaralamayın. Unutmayın: Yaralarsanız, yaralanırsınız! Bu şekilde zedelediğiniz her bir kalple birlikte kalbinize siyah küçük bir leke düştüğünü, sonunda bütün ruh dünyanızın zifiri bir karanlığa büründüğünü / bürüneceğini unutmayın!!

Psikolojik görünümlü sorunlarımız olan sıkıntı, stres ve buhranların hiçbirisinin hayatımıza durup dururken / gökten zenbille inivermediğini, tamamına yakınını kendi elimizle bizzat kendimizin besleyip büyüttüğünü farkedebilmek ve gereğini yerine getirebilmek umuduyla...

Sağlıklı - Mutlu Bir Yaşam İçin Çocuklara ve Gençlere Öğütler


"Nasihatlar kuruyan kıraç topraklara yağan bahar yağmurları gibidir." (İzzet Güllü)

...

Bir öğle arası kliniğimizde otururken içeri bir delikanlı girdi. "Randevumuz varmış" dedi. Buyur ettim ve oturdu. Kabadayı pozlarında, ters birşey duysa derhal saldıracak edasındaydı. "Ne işim var benim durda ya..." der gibi bir beden dili mevcuttu. Oturdu, sorduklarıma güç bela cevap veriyordu. Sıcak, yaşına ve genel tavrına uygun bir iletişim kurunca birden çözülmeye ve konuşmaya başladı:

"Hocam, buraya gelmeyecektim ama babam çok ısrar etti. Akşam bana bir yazı okuttu. Çok hoşuma gitti. Üstüste bir kaç kere de okudum hatta. Yazarı neydi, galiba, sanırım .... idi" diyerek ismimi verdi. Anlaşıldığına göre yazıdan çok etkilenmişti. "Böyle bir çocuk ve bir yazıdan etkilenmek" benim aklımın alacağı en son şeydi... Gördüğüm bu manzara da haliyle beni etkilemişti. Demekki insanoğlu etkilenebiliyor. Ve kimin, ne zaman, nerede, neden etkilenebileceğini kestirebilmek öyle kolay olmuyor. Herkesin algısal ve beğeni damağı - tadı farklı farklı çünkü. O yazımın bir bölümünü buradan sizlerle, en çok da muhatabı olan çocuklarımızla paylaşmak istiyorum.

Kıymetli çocuklar! 

Nasılsınız, iyimiziniz? İyi olmanızı canı gönülden diler, gözlerinizden öperim. Beni soracak olursanız şükür, iyiyim. Anneleriniz, babalarınız nasıllar? Onlar da inşallah iyilerdir. Onları üzüyormusunuz bakayım? Yooo sakın, sakın yalan söylemeyin. Her zaman için doğruyu, sadece doğruyu söyleyin. Bu uğurda ödeyeceğiniz bir bedel varsa da ödeyin. Dünyada doğru söylemenin ödeteceği bedel kadar tatlı hiçbir şey yoktur, inanın bana. Bu, şekerden bile daha lezzetlidir. Ancak çoğu kişi yalan söylemezse bedel ödeyeceğini düşündüğü için, pembe yalanlar diyerek sürekli bu hataya düşerler. Dolayısı ile de bu lezzeti tatma imkanı bulamadıkları için pek tanımazlar.

Bu mektubu aslında sizin de iyi bildiğiniz bazı şeyleri sizlerle paylaşmak için yazıyorum. Öyle ya, sizlerle paylaşacağım konularla ilgili benim bilip de sizin bilmediğiniz ne olabilir! Sonuçta Amerika'yı yeniden keşfedecek değiliz. Bana onca okul, ders yoğunluğunuz arasında biraz olsun zaman ayırırsanız tanımadığınız bu kişiyi mutlu etmiş olursunuz.

Hem böylece, "Mutlu olmak istiyorsan mutlu et" gizil ilkesi gereğince siz de mutlu olmuş olursunuz. Bu tıpkı, "Ürün almak istiyorsan tohum ek" gibi bir şeydir. Ekmeden biçmek mümkün müdür! Ekmek demek, atmak demek değildir. Vermek bazen aslında almak demektir çocuklar. Neyse, hemen derine dalmayalım. Önce sahilden adım adım girelim denize, değil mi. Yoksa maazallah boğulabiliriz!

Sevgili çocuklar, şuan kaç yaşınızdasınız bilmiyorum! Ama bir gün bizler gibi kocaman yetişkinler olacağınız bir gerçek. Sürekli böyle çocuk kalmayacaksınız herhalde! Yeryüzünde dünyaya çocuk olarak gelip de ömrünün sonuna kadar çocuk olarak kalmış tek bir kişi bile yoktur. Ne enteresan değil mi! Yoksa sizin bildiğiniz böyle biri var mı? Dolayısı ile bu değişmez yaşam gerçeği sizin için de geçerli! 

Evet, zaman göz açıp kapayıncaya dek geçecek, bir de bakmışsınız ki 18 - 19 - 20’li yaşlara gelivermişsiniz. Ancak üzülerek söylemeliyim ki bazı şeyler için o zaman belki de çok geç kalmış olacaksınız. Şu dünya üzerinde kaç kişi kaçırdığı zaman treni yüzünden ne ızdıraplar çekiyor, bir bilseniz. Bunu mesleği gereği yüzlerce, binlerce kişiyle görüşen bir psikolog abiniz olarak ben çok iyi biliyorum. Bu gerçeği zaman lokomotifine bağlı fırsat trenini kaçırmadan evvel öğrenin ki yaşayarak, bedelini ödeyerek öğrenmek zorunda kalmayasınız. Akıl sahibi bir canlı olmamızın önemli faydalarından birisi de zaten budur: Başkalarının hayatında defalarca yaşanmış, defalarca bedelleri ödenmiş şeyleri her defasında yaşamak, böylece sürekli bedeller ödemek zorunda kalmamak! Yaşayanlara bakıp aklımızı doğru kullanmak, bunlardan dersler çıkarmak, ibret almak!

Sevgili çocuklar! Hayatta her imkan insanlara her zaman aynı şekilde sunulmaz. Ve hayatta bir saniye öncesine dönmek bile mümkün olmaz! Dikkatsizliği sonucu trafik kazası geçiren, hayatı bir anda altüst olan birisi bu kazadan bir saniye öncesine dönebilseydi eğer yaşamında ne de çok şey değişirdi, bir düşünsenize. Yine aynı şekilde lise bittikten sonra tekrar başa dönüp okuma imkanı yoktur. Bu fırsat artık kaçmıştır bir kere. Bu durum ilköğretim için de geçerli. O yüzden dünyaya gelen her çocuk gibi bir gün büyüyeceğinizi, iş bulmak, evlenmek, ev kirası ödemek, ciddi sıkıntılar çekmek zorunda kalabileceğinizi, bu sorunların içinde yaşadığınız ülkemiz için çok daha çetin olduğunu, ailenizin ise şimdi olduğu gibi o zaman yanınızda olamayabileceğini iyi düşünmek, bu günden geleceğiniz için yatırım yapmak zorundasınız.

Peki bu yatırım nasıl olacak ?

Bu yatırım; harcamadığınız, fazla olan paranızı kumbaraya atmak misali 24 saatten ibaret olan koca bir gününüzün birkaç saatini derslerinize ayırmakla olacaktır.

Düşünsenize: "Bir gün tam 24 saat!" 

Oynamak için de, gezmek için de, televizyon seyretmek için de, pek tabiki yarınlarınız için ders çalışmak için de fazlasıyla yeterli bir zaman... "Atalarımız damlaya damlaya göl olur" demişler! Hergün 2 saat ders çalışmayı beyninize düşen bir "bilgi damlası" gibi düşünün. Böylece, yarın büyüdüğünüzde bir meslek sahibi olmak için gerekli olan bilgi gölüne (birikimine) daha kolay sahip olmuş olacaksınız! Aksi takdirde zamandan cimrilik ederek 24 saatin bir kaç saatini bile yarınlarınız için bir kenara ayırmazsanız, bütün yaz boyunca saz çalıp oynayan ağustos böceğinin durumuna düşersiniz. Bu hikayeyi hepiniz çok iyi biliyorsunuz!

Kusura bakmayın, çocuk olmak demek 24 saatin uyku ve okul dışında kalan bütün zamanlarını oyunla (atariyle, bilgisayarla, sokaktaki oyunlarla vs.) geçirmek, bunu haketmiş olmak demek değildir. Sadece anne – babalarınızın değil, sizin de görevleriniz ve sorumluluklarınız var.

Günlük yeteri kadar ders çalışın, hem siz rahat olun, hem geleceğinize yatırım yapmış olun. Hem de ailenizi mutlu edin. Ne kadar karlı bir iş, daha küçücük bir çocuk olmanıza rağmen koca koca insanları mutlu edebilmek! Bu ne büyük bir güzellik, ne büyük bir başarı! Bunu koca insanlar bile beceremiyor çoğu zaman. Bakın çevrenize, aslında herkes bir şekilde mutluluğu aramıyor mu şu yaşamda! Eğer becerebilselerdi mutluluğu arar dururlar mıydı! İnsan ancak sahip olmadığı şeyi arar. Sahip olunan şey aranır mı hiç! Bakın, siz bunu daha çocukken bile yapabiliyorsunuz. Tabiki eğer isterseniz. İsteyin ve bu çok büyük başarıyı daha çocukken yaşayın, yaşatın.

Bir de anneleriniz babalarınız size, "Ders çalış, ders çalış..." dedikçe zannetmeyin ki bu işten sizin değil de sanki onların bir kazancı, menfaati var! Hayır, hayır! Anne ve babaların çocuklarının iyi bir yere gelmelerini isterken tek bir menfaatleri vardır; sizleri mutlu görünce mutlu olmaları! Daha derinlemesine bakılırsa aslında onların mutlu olmayı bile kendileri için istemedikleri, bunu bile yine sizi daha çok mutlu edebilmek adına istedikleri görülür. Onlar ne kadar mutlu olurlarsa sizi de o kadar çok mutlu edebileceklerini düşünürler. Çünkü vermeleri için önce sahip olmaları gerektiğini iyi bilirler.

Evet bu, yani ders çalışmanız talebi kendileri için değil; sizin için yapılan son derece müşfik bir taleptir aslında. Anne ve babalar içgüdüleriyle (sezgileriyle), eğer "çalış" demediklerinde bu işi savsaklayabileceğinizi anlarlar. Eğri oturup doğru konuşalım çocuklar. Hakikaten de biraz böylesinizdir ama, değil mi! O yüzden bu işi şansa bırakmak ve siz çocuklarının yarınlarının göz göre göre avuçlarının içinden kayıp gitmesini istemezler. Daha doğrusu bunu isteyemezler. Ellerinde değildir ki isteyebilsinler. Birazcık anlamaya çalışın. 
(Her türlü cinliği anlıyorsunuz ya, bunu da anlayın biraz. :))

Sevgili küçükler!

Biz anlayamasak da yaşamda herhangi bir şeyin birçok şeyle belli ölçülerde ilişkisi vardır. Mesela hepimizin peşinden koştuğu başarının sahip olduğunuz kişilik özellikleriyle belli ölçüde bağlantısı söz konusudur. Örneğin merhamet duygusu eksik olan bir çocuk ancak bilgisayarla veya tatil mükafatıyla motive olabilirken acıma duygusu fazla olan biri dünyanın diğer ucundaki fakirlere yardımcı olmak için bile daha çok çalışmaya yönelebilir. Yine sabırlı bir çocuk çabucak sıkılan bir diğer çocuktan daha yakındır başarıya. Bunun gibi pekçok örnek verebiliriz. Siz de başarı dahil pekçok şey için gerekli olan olumlu kişilik özelliklerine henüz imkan elinizdeyken sahip olmaya çalışın. Bunun içinse sabırlı, azimli, iyi niyetli, hoşgörülü, yardımsever, fedakar, empatik (kendimizi karşıdakinin yerine koyma becerisi), hayata ve olaylara sağlıklı bakabilen birisi olmaya, ruhunuzun derinliklerinde bir öz olarak bulunan bu yönlerinizi bir bitkiyi sulayarak büyütmek misali daha da geliştirmeye bakın.

Başarılı ama acıma duygusu zayıf kalmış, bencil, hep kendisini düşünen, kimseye yardım etmek gibi bir niyeti olmayan bir çocuk olmayı tercih ederseniz eğer ileride belki başarılı ama mutsuz birisi olursunuz. Mutluluk getirmeyecek bir başarının, tıpkı hedefe götürmeyen araç gibi ne size ne de kimseye pek bir faydası olmayacaktır. Demekki öncelikle kişilik yapımızın büyük oranda çocukluk yıllarında oluştuğunu iyi bilmeli, bu yapımız oluşmadan evvel iyi düşünmeli, doğru bir karar vermeli, bunun için doğru yönde gayret göstermeliyiz. Böylece doğru, sağlıklı bir kişilik yapısına sahip olmalıyız.

Sevgili çocuklar, size hatırlatmak istediğim diğer önemli bir husus da alışkanlık meselesidir. Alışkanlık bir ahtapot gibidir. Bir kere sizi kolları arasına alırsa hayatınız boyunca işiniz çok zor demektir. Peki alışkanlık nasıl oluşur? Eğer bir şey günlük hayatınızda sürekli tekrar etmeye başlamışsa bilin ki o şey alışkanlığa dönüşmek üzeredir. Yani alışkanlıklar tekrar edile edile oluşur. Aynen bir yerden sürekli gide gele o yerin patika (yol) olması gibi... Evet belli süre tekrarlanan davranışlar bir süre sonra alışkanlığa dönüşecektir. İnsanoğlu ise alıştığı şeyleri terketmekte çok zorlanır. Hatta bu, çoğu zaman mümkün de olmaz. O yüzden iyi iş, söylem ve davranışları alışkanlık edinmeye bakın. Son günlerde, aylarda ya da yıllarda sürekli sergilemeye başladığınız olumsuz nitelikli bazı davranışlar varsa şayet bunları bu bilgi ışığında hemen terketmeye koyulun.

Sözgelimi, son günlerde bazı isteklerinizi evde bağırıp çağırarak, kızarak, hatta şiddete yönelerek elde etmeye başladınız diyelim. Ya da yalan söylemeye mesela... Veya buna benzer bir davranışa... Eğer böyle bir durum söz konusu ise tehlike zilleri çoktan çalmaya başlamış demektir. Hemen bu zile kulak verin, bundan sonra bu konularda çok daha dikkatli olmaya çalışın. Nasıl ki bir şoför sürekli hızlı giderken artık o bölgeye hız ölçen bir radar konulduğunu öğrenince bu hızından vazgeçer (vazgeçmesi için öğrenmiş olması yeterlidir), siz de aynen böyle yapın. Artık bu gerçeği biliyorsunuz, öyleyse hemen vazgeçin. Bunu önce kendi geleceğiniz, kendi yarınlarınız için yapın. Sonra aileniz için...

Kıymetli çocuklar, önemli bir husus da arkadaşlık meselesidir. Bu konuda o kadar çok atasözü vardır ki. Bu arada atasözlerini sakın olaki atalarımızın oturdukları yerden söyledikleri, kafadan atmak suretiyle uydurdukları boş, anlamsız sözler zannetmeyin. Bana kalsaydı atasözlerini ben okullarda ders olarak okuturdum. Hepsi o kadar insan psikolojisine ve yaşam gerçeklerine uygun ki. Her birisi kısacık yaşamımızda asla öğrenemeyeciğimiz yaşam kanunlarından bahsediyor. O yüzden ben atasözlerini çok severim. Size de okumanızı, dahası ezberleminizi, hücrelerinize tek tek sindirmenizi tavsiye ederim.

"Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyliyeyim, arkadaş arkadaşın aynasıdır, üzüm üzüme baka baka kararır, kıratla oturan ya huyundan ya suyundan" gibi arkadaşın kişi üzerindeki etkisini anlatan birçok veciz tespit vardır. O bakımdan, önce nasıl birisi olmak istediğinize karar vermenizi; sonra ise sizi bu yönde etkileyebilecek kişileri arkadaş olarak seçmenizi tavsiye ediyorum. Sakın, sakın olaki ben etkilenmem demeyin. Her etkilenme sizin farkına varabileceğiniz düzeyde cereyan etmeyebilir. Evet, bu etkilenme baştan farkedilmeyebilir. Ancak bir süre sonra bakmışsınız ki kocaman değişimler ortaya çıkıvermış. Dolayısı ile bazı etkilenmelerin farkına varamayacağınız bir düzeyde cereyan ettiğini, bunu ancak geri dönüşü olmayan bir noktaya geldikten sonra anlayabileceğinizi hiç unutmayın.

"Yooo, yoo, ısrar etmeyin. Kesinlikle ben etkilenmem..." demeyin. Büyük lokma yiyin, ancak yine de büyük laf söylemeyin. Kötü bir arkadaşınız varsa sizi mutlaka etkiliyordur, etkileyecektir. Lakin az evvel de dediğim gibi, siz bunun o an için farkına varamıyorsunuzdur sadece. Tıpkı barajdan sızan iğne deliği büyüklüğündeki bir su sızıntısını o an için değil; taki çevrede büyük bir bataklık oluştuğunda farkedebildiğimiz gibi.

Şimdi de sizlere kısa kısa bazı önerilerim olacak:

_Şu üç şeyi düzenli olarak yapma alışkanlığı edinin.

1.Düzenli ders çalışma ve kitap okuma,
2.Düzenli yürüyüş, egzersiz ya da spor yapma,
3.Düzenli, planlı - programlı bir günlük yaşam...

_Her zaman elinizin altında bir sözlük bulunsun. Bu sözlüğe sık sık müracaat edin, sürekli yeni kelimeler öğrenmeye bakın. Öğrenilen her yeni kelime, toprağa ekilen yeni bir mahsül gibidir. Ne kadar çok kelime tohumu atarsanız beyin tarlanıza o kadar çok zihinsel mahsül hasat edersiniz.

_Mutlaka bir yabancı bir dil öğrenmeye bakın. "Bir lisan bir insan" demektir.

_Yaşamınızdaki her şeye sadece görünen yüzüyle sınırlı bir şekilde değil; nedenleri ve sonuçları çerçevesinde çok boyutlu olarak bakma alışkanlığı edinmeye çalışın. Çünkü yaşamda her şeyin bir nedeni ya da nedenleri; yine bütün bu nedenlerin de bir dizi sonuçları vardır.

_Mutlaka prensip sahibi olun. Ne pahasına olursa olsun, asla aşındıramayacağınız, ömrünüz boyunca titizlikle bağlı kalacağınız prensipleriniz olsun.

_Sadece akranlarınızla zaman harcamayın. Kendini geliştirmiş, okumayı seven, davranışları güzel ve size çok şey katacak bir kaç büyük ve model kişiyle, abi veya amcayla da ara sıra zaman geçirmeyi deneyin.

_Önemli bir konuda "önce düşünmeliyim" deyin, hemen karar vermeyin. "Hele bir düşüneyim" demeyi alışkanlık haline getirin. Düşünme işinin çok önemli olduğunu unutmayın. Kaderimizin genellikle düşünme ve akabindeki karar verme anlarımızda biçimlendiğini aklınızdan hiç çıkarmayın.

_Kısa, net, kararlı ve vurgusu güçlü cümleler kurun. Verdiğiniz sözde mutlaka durun. Bu uğurda ödemeniz gereken bir bedel varsa da ödeyin. Bu, kendinize olan saygınızı ve özgüveninizi artıracaktır. Kendinizi sevmenizi kolaylaştıracaktır.

_Hayatta iki hedefiniz olsun: Birisi "başarılı" olmak, diğeri ise "iyi bir insan" olmak! Bu yolda yalnız kalsanız bile bıkmadan, usanmadan yürümeye devam edin. Koca ormanı tutuşturanın da tek bir kıvılcım olduğunu hatırlayın. Siz de, bir çok kişide sönmeye yüz tutmuş ruhu, ateşlenmeyi bekleyen heyecanı tutuşturan böyle bir kıvılcım olun.

_Tıkandığınızda, bir engelle karşılaştığınızda, bir çıkış yolu aradığınızda, eğer ailenizden çekiniyorsanız çevrenizdeki olgun, gün görmüş, tecrübeli bir büyüğünüzden yardım isteyin. "Abi, benim böyle bir sorunum var, ne yapabilirim, ne yapmalıyım" diye sorun. Görüş, öğüt ve öneri almayı alışkanlık haline getirin.

_Arkadaşlarınızı ve akrabalarınızı sıkça ziyaret edin. Mevlana’nın dediği gibi, "Üzerinden yürünmeyen yolların diken ve çalılarla kaplanacağını" hatırınızdan hiç çıkarmayın. Anne ve babalarınızı az üzmeye çalışın. Onların zaten bu zorlu ve uzun yaşam yolculuğundaki "yorgun savaşçılar" olduklarını düşünün.

_Okuyun, araştırın, yazın, düşünün, sorun, arayın, bulun, öğrenin, ilerleyin, gelişin, geliştirin. Bazen yalnız kalın, kendinizi dinleyin. Dününüzü, bugününüzü, yarınınızı gözünüzün önüne getirin. Yaşamınızın genel bir kritiğini yapın. Sadece başkalarına değil; kendinize de soru sorma alışkanlığı edinin. Sorular sorun kendinize, cevaplar verin yine kendi kendinize.

_Hiçbir konuda aşırı, fanatik, katı ve bağnaz olmamaya dikkat edin. Peşin hükümden, önyargıdan, genellemelerde bulunmaktan, toptancı olmaktan, haddi aşmaktan hep uzak durun.

_Mümkün olabildiği ölçüde doğayla, toprakla, çiçek ve bitkilerle içli dışlı olmaya, yazları -varsa- köyünüze gitmeye, en azından tatil dönemlerinde buralarda daha çok vakit geçirmeye çalışın.

_Uykunuza dikkat edin. Uykuya sadece bedenininizin değil; ruhunuzun da ihtiyacı var, bunu sakın olaki unutmayın. Bu yüzden bedeniniz yorgun olmasa bile uykunuza ve uyku düzeninize azami derecede özen gösterin. Özellikle de yatma - uyuma saatlerinizin aynı olmasına.

_Bol bol yürüyüş yapın. Kollarımızdaki ve bacaklarımızdaki eklemler biz insanoğluna boşu boşuna verilmemiştir. Bir kısım iç sıkıntılarımızın nedeni de hareket etmeleri amacıyla yaratılan bu uzuvlarımızın hareketsiz bırakılmasıdır. Bu durum, "Organların "stresi’ denilen bir stres, gerilim ve gerginlik sebebidir. Nasıl ki koşan her insan terler, bu ter yoluyla organizma bazı toksinleri dışarı atar. Aynı şekilde vücut yürümek vb. hareketlerle içimizde biriken stresi - gerilimi açılıp kapanan eklemleri vasıtasıyla dışarı atar. Atalarımız işleyen demir pas tutmaz (işlemeyen demir pas tutar) demişlerdir. İşlemeyen organlar nedeniyle ruh dünyamızı zamanla stres, gerginlik ve huzursuzluk bağlar.

_Karşınıza çıkan ve ihtiyacı olan her insanı iyilik yapmanız için önünüze çıkarılmış özel bir fırsat olarak görün. İyilik yapmanız için dini bütün bir mü’min veya uhrevi beklentileri bulunan yaşlı bir hayırsever olmanız gerekmiyor. İyilik yapma davranışı şüphesiz bu türden manevi kazanımların yanında içsel bir haz ve doyum da sağlayacaktır size. Bu haz anları / damlaları içinizde öyle çoğalacaktır ki zamanla yüreğiniz bir mutluluk denizine dönüşecektir.

_Mütebessim olun. Asık yüzlü olmamaya, patlamaya hazır bir bomba gibi dolaşmamaya çalışın. Tanıdıklarınıza tanımadıklarınıza selam verin, iyi dilek ve temennilerde bulunun. Küçükleri sevin, büyükleri sayın. Bütün bunları alışkanlık haline, kişilik yapınızın temel treydi haline getirin. İçimizdeki hoşnutluk hali nasıl dışımıza, mesela bir tebessüm olarak yüzümüze yansır; aynı şekilde istemli bir iradeyle edilecek zoraki bir tebessüm de iç dünyamıza olumlu duygular olarak yansıyacaktır.

_Her gün düzenli olarak en az 10 sayfa kitap okuyun. Bu, ayda 300 sayfa eder. Hesabı yıla vurduğumuzda ortaya asgari 15 ila 20 arası kitap çıkar ki bu hiç fena bir rakam değildir. Ayrıca kitap okuma işini sadece bir kültürlenme aracı olarak görmeyin. Kitaplar aynı zamanda ruhumuzun temel gıdasıdır. Gıdasız kalan bünye misali bilgisiz kalan ruh da hastalanır. Ruhun hastalığı onun içsel tatminsizliğidir; akut ya da kronik huzursuzluğudur. Nasıl ki on günde bir yemek yemek (ki bu tıka basa bile olsa) bedenimiz için kafi gelmez, bu işin her gün 2, 3 öğün yinelenmesi gerekir. Aynı şekilde ayda - yılda bir okunan kitap da ruhunuzu doyurmaya ve beslemeye yetmez. Düzenli kitap okuma alışkanlığı edinmenin büyük faydalarını göreceksiniz. Bugün, yarın ve daima...

_Eğer inanan bir ailenin inanan bir ferdi iseniz sık sık dua edin. Bugün Batılı birçok bilim adamı duanın insan üzerindeki olumlu etkilerini gösteren birçok bilimsel çalışmadan bahsetmektedir. Duanın ifade edilmeye çalışılan metafizik faydalarını bir kenara bıraktığımızda, meseleye sadece psikolojik boyutu bağlamında baktığımızda bile birçok faydası olduğunu söyleyebiliriz. Şöyle ki: Dua aslında beyninize yolladığınız, "Ben üstesinden gelemesem de beni gören, gözeten; herşeyimi benden çok daha iyi bilen yaratıcım nasılolsa zorda kaldığım anda bana yardımını gönderecektir. Çünkü O’nun yardım talebine icabet etme vaadi haktır. En darda olduğumda, altından kalkamadığım bir anda bu yardımı bana mutlaka kavuşacaktır. Demekkki ben yalnız ve çaresiz değilim... Sadece biraz daha sabretmeli, dayanmalıyım" gizil mesajıdır. Hiç yağmayan, hep gürleyen bir arkadaşının kuru (hep lafta kalan) destek vaadinden bile ruhunda derin bir ferahlık duyan biz insanoğlu, vaadinin hak olduğuna inandığı yüce yaratıcısına halini arzettiğinde nasıl olur da içinde sonsuz bir ferahlık duymaz! 

_Sabahları erken kalkın. Saat 5’te, engeç 6’da mesela... Güne güneş üzerinize doğmadan siz doğun. Bu size sadece bitirmeniz gerekli işleriniz, mesela ders çalışmanız için vs. fazladan zaman değil; içsel bir huzur da kazandıracaktır! Serin sabah esintileri yüreğinize çok uzaklardan huzur tomurcukları getirecektir, göreceksiniz! O saatte henüz kimse kalkmadığı için de bu huzur tomurcuklarının büyük kısmı sizin hissenize düşecektir! Bunu her zaman ama en çok da zor, sıkıntılı dönemlerinizde mutlaka yapın.

_Her gün sabah, öğlen ve akşam olmak üzere günde üç defa sahip olduğunuz en az 10 şeyi hatırlatın kendinize. Bunları hatırlamak için kaybetmeyi veya birisinin size bunları anımsatmasını beklemeyin. Unutmayın: Beynimizin bazı şeyleri sık sık hatırlamaya ihtiyacı vardır. Bir sebep peydah olup da bu vesileyle ayda yılda birkaç defa hatırlanması kafi gelmez. Bu uygulamayı alışkanlık haline getirin. Avrupa bugün buna pozitif düşünmek diyor. Ya da yoga, meditasyon seanslarında özü itibariyle bunlar yapılıyor. 

_Az konuşun, derin düşünün, insanları ilgiyle dinleyin, olaylar karşısında samimi, serinkanlı ve dürüst olun. Bunlar iç dünyamızdaki psikolojik uyumun sürdürülebirliği için gerekli olan panzehir davranışlardandır. 

_Yaşamı hislerinizin doğrultusunda ve içinizden geldiği gibi kuralsızca değil; size yol haritası sunan engin bir hayat felsefesinin rahatlığı ve kolaylığı içinde yaşayın. Kendinize öcelikle sağlam / sağlıklı bir yaşam felsefesi edinin. 

_İnsanın gerek mutluluğu gerekse mutsuzluğu yapıp ettikleriyle doğrudan ilişkilidir. Bu nedenle yapmakta olduğunuz yanlışlarınızdan vazgeçmeye, ihmal ettiğiniz doğruları da yaşamınıza geçirmeye gayret edin. 

_Belli kişilerin gerçeklik kaygısı gütmeden masa başında kurguladıkları, zihin, ruh ve kültür dünyanızı öğütücü, dönüştürücü yoz programları değil; daha ziyade yaşamın saklı kalmış gerçeklerini anlatan belgesel, tarihi film, haber programları gibi eğitici, geliştirici programları izlemeye gayret sarfedin. Bu konuda seçici olun. Midenizi aburcubur yiyeceklerle doldurmadığınız gibi beyin ve ruh dünyanızı da aburcubur programlarla tıka basa doldurmayın. Gördüğünüz her şey beyninize gidiyor, beyne giden her uyarıcı da beyinde ama küçük ama büyük, ama bugün ama yarın mutlaka bir etki yapıyor (ya da yapacaktır), bunu sakın olaki unutmayın. Beyninizi; gözünüze ve kulağınıza çarpan herşeyin kendisine gittiği bir yol geçen hanına çevirmeyin. Kapınız sürekli açık olsaydı ve yoldan gelip geçen herkes direkt olarak içeriye girseydi evinizde sükun ve huzur olur muydu, düşünsenize!

_Önyargıdan, dedikodudan, lakap takmaktan, kaba konuşmaktan, agresif ve hırçın olmaktan, küfür etmekten, kalp kırmaktan şiddetle kaçının. Kırdığınız her kalple beraber kalbinize siyah küçük bir leke düştüğünü düşünün. 

_Aç gözlülükten, hırstan, kibirden, kıskançlıktan, öfkeden, gösterişten, israftan ve cimrilikten uzak durun. Bu gibi hastalıklı huylarınız varsa eğer bunlardan bir an evvel kurtulmaya bakın. Bu illetler kendileriyle mücadele edilmezlerse eğer kaplarında oldukları gibi kalmazlar, her geçen gün daha da kuvvetlenirler. Derken ruhunuzu her taraftan kuşatarak evvela sıkmaya, sonra da boğmaya başlarlar. Boğulan bir ruhun feryadına kulak verecek duygular ise mutsuzluk, sıkıntılar ve binbir çeşit dertler olacaktır ancak.

_Gamsız, vurdumduymaz, havai, hoppa, lakayt ve yoz olmamaya dikkat edin. İçli, inceci, sorgulayan, dert edinen, sorumluluk duyan, ilgili ve duyarlı biri olmaya çalışın.

_Suyu, elektriği, parayı, elbiseyi, zamanı kullanırken müsrif olmayın. Sabırlı olun. Şükredici olun. Şımarık ve nankör olmayın.

_Bir dert kapınızı çaldığında bunu uzun yaşam yolculuğunuzun küçücük bir dönemine ait ve yaşanıp gidecek farklı bir lezzeti olarak görün. Bu dönemsel sorunları uzun ömür sürecinizde daha çok yer tutan iyi ve güzel günlerinizin küçücük bir bedeli - ücreti olarak düşünün. Alırken sevindiğiniz şeylerin (iyi, hoş, sağlıklı, sorunsuz geçen uzun ve güzel günlerin) sıra bedelini ödemeye geldiğinde mızıkcılık yapmayın. Yaşamda vermeden almanın mümkün olmadığını, herşeyin bir bedelinin olduğunu asla unutmayın. 

"Doğumundan ölümüne dek görmeden, dünyaya gözlerini açtığı andan itibaren yıllarca duymadan, yürüyemeden, tekerlekli sandalyede koca ömrünü tüketen nice insanların olduğu bir dünyada ben hiç sorun yaşamamalı mıyım? Ben çok ayrıcalıklı bir insan mıyım? Benim payıma da, kısa bir süreliğine bile olsa hiçbir dert, tasa, sorun düşmeyecek mi şu dünyada? Bu mümkün mü? Bu adil olur mu?" diye sorun kendinize. Ardından da derhal şikayet etmeyi bırakın. Açın elinizi yaratana, binlerce kere daha şükredin. Bu yaklaşım biçimi kesinlikle yaşadığımız herhangi bir soruna teslim olmak değildir. Bu aslında onunla etkili biçimde mücadele etmenin diğer bir yoludur.

_Unutmayın; yaşamda sadece tatlı olan şeyler değil, acı olanlar da lezzet verir. Tıpkı acı arnavut biberi gibi. Bu lezzeti ancak, daha diline değer değmez "...çok acı, çok yakıyor, demekkki kötü" deyip biberi atmayanlar, sabırla yemeye devam edenler tadabilirler. Yine Mevlana’nın dediği gibi, "Sabır önceleri acıdır, huy edersen bal olur." O halde sabır silahıyla zehirleri bala çevirin. 

_"Alışverişlerden Sonra Fiş Alın!" 

Sevgili çocuklar, sizler bugünün çocukları, yarının yetişkinlerisiniz. Bu nedenle, yarının Türkiyesinde, o günün koşullarına bağlı olarak yaşayacaksınız. O günün şartları ise bugün yaptıklarımızla ve yapmamız gerektiği halde yapmadıklarımızla doğrudan ilişkilidir. Bunun için, 1 YTL bile tutsa, her alış - verişinizde mutlaka fiş alın. Bu konuda ailenizi de uyarın. "Devletimin görevlisinin olmadığı her yerde bir vatandaş olarak ben devletimin fahri - gönüllü görevlisiyim" deyin. Bu bilinçli, kararlı duruş ve beraberinde gelen sorumlu davranışlar kendinize olan güvenininizi artıracak, benlik algınızın kısa sürede olumlu yönde inşa olmasına anlamlı düzeyde katkı yapacaktır, göreceksiniz. Fiş alınmadığında, "Baba, yanlış yapıyorsun. Hem haksız bir kazanca alet oluyorsun, hem de benim ve benim gibi milyonlarca insanın geleceğini çalıyorsun. Buna hakkın yok" deyin. Böyle yaparak geleceğininizin takipçisi olun. İsitkbalinizi kimseye çaldırmayın. Aksi takdirde bir gün bir çoğumuz gibi "şu çok pahalı, maaşımız yetmiyor" ya da "gelir durumumuz niçin artmıyor" vs. demeye hakkınızın olmayacağını unutmayın. 

"Olup Bitenlere Karşı Herzaman Duyarlı Olun!" 

Her küçük yanlış ya da ihmal daha büyük yanlışlara ve yıkımlara götürebilir. Bu, elbisedeki küçücük bir yırtığın zamanla daha da büyümesine, derken dikiş tutmaz bir boyuta varmasına benzer. Duyarsızlık da işte böyle birşeydir.

Nasıl olursa olsun, duyarlı olmak yapınızın temel bir parçası olsun! Asla ve asla "bana ne" demeyin. "Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın" derseniz eğer bu yılanlar hızla çoğalır. Derken gelir içlerinden birisi de sizi sokar. Sizi sokmasa bile bir insanı... 

Ne farkeder ki! O da kardeşiniz sayılmaz mı! 

Hepimiz şu geniş insanlık ailesinin bir ferdi, üyesi değilmiyiz sonuçta!

 

YAKINDA RUH HASTASI OLMAYAN KALMAYACAK

10 Aralık 2012 tarihinde GENEL, RUHSAL HASTALIKLAR kategorisi altında yayınlanmıştır.

Yeni psikiyatri kılavuzuna göre normal üzüntü, oburluk, dikkat dağınıklığı, kaygı, stres tepkileri, öfke nöbetleri, yaşlılığın unutkanlığı ve davranış bağımlılığı psikiyatrik bir hastalık olacak ve uygunsuz ilaçlar verilmeye başlanacak. Gerçek psikiyatrik problemleri olanlar doğru teşhis ve etkili tedavilerden mahrum kalacak.

» Yazının devamını okumak için tıklayın
 
KÜRESEL SAĞLIK SİSTEMİ “İNSAN SAĞLIĞINI” TEHDİT EDİYOR!

09 Kasım 2012 tarihinde MİSAFİR YAZAR kategorisi altında yayınlanmıştır.

Doç. Dr. kemal Yeşilçimen’ in yazısı: Mehmet Ali Önel yönetimindeki “Deşifre” programında, “küresel sağlık sistemi”nin nasıl insan sağlığını bozan bir “para sisitemi”ne dönüştüğü çarpıcı bir şekilde masaya yatırılmıştır. İstanbul Tıp Fakültesinden Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Zeki Kılıçaslan, Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Özdoğan, Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesinden Çocuk Hastalıkları Uzmanı Prof.Dr. İlknur [...]

» Yazının devamını okumak için tıklayın

A HABER’ DE TIP YALANLARI

» Yazıyı okumak için tıklayın

PSİKOLOJİK GERÇEKLİK TAŞIYAN SÖZLER

"Derdi dünya olanın dünya kadar derdi olur"
(Yunus Emre)

"Zihin fukara olunca akıl ukala olur"
(Alıntı)


BU SAYFA HENÜZ YAPIM AŞAMASINDA...

Yorumlar - Yorum Yaz


ALBERT EİNSTEİN