• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/groups/1551421931768073/
  • https://twitter.com/pskizzetgullu

Yayınladığım Manifesto

 "ÖNCE ZARAR VERME"
(HİPOKRAT)
 

MANİFESTO: RUHUMA DOKUNMA

"İnsanlar ruhsal hasta olduklarına ikna edilerek dert sahibi yapıldı. Hasta olmadıklarına inandıkları gün iyileşecekler. O yüzden hep söylüyorum: Çözüm hastasın mesajı veren, böylece kaş yapmaya çalışırken göz çıkaran, en insani belirtileri yok etme mantığı güden, haliyle öldürmeyen darbesiyle ancak daha da kuvvetlendiren tedavide değil; bakış açısını değiştirerek her şeyi değiştirebilme gücü olan algı eğitiminde"

İnsanoğlu tarihsel süreç içersinde büyük aldanışlar yaşamıştır. Aynı şekilde insanoğlu içinde bulunduğumuz asırda iki büyük aldatmacaya şahit olmuştur.  Malum, bu asrın ilk aldatmacası evrim teorisiydi. Bu teoriyle önce bir yaratıcının olmadığını, her şeyin tesadüf eseri meydana geldiğini anlattılar toplumlara. Böylece insanoğlunu hedefsiz, başıboş, haliyle hazcı, bencil ve çatışmacı bir felsefi yapıya büründürdüler. Yaratıcı inancının getirdiği sabır, kadere iman, tevekkül, şükür, tefekkür gibi koruyucu ve besleyici değerlerle olan bağını kopardılar. Tüm bunların doğal bir neticesi olarak onu ruhen savunmasız ve kırılgan bir hale dönüştürdüler. Bu materyalist anlayışla ruhu evvela maddeleştirdiler. Sonra da doku ve organ elbisesi giydirdikleri ruha kimyasal yaklaşımı meşru hale getirdiler.

Neden Ürolojinin, Kardiyolojinin vs. değil de Sadece Psikiyatrinin Antisi Yani Antipsikiyatri Var Sanıyorsunuz?

Bu asrın ikinci büyük aldatmacası ise psikiyatridir. Bu aldatmaca varlığını bilimin ve hekimliğin yüksek itibar kredisini kullanma ve sorgulanmazlık anlayışı üzerine bina etmiştir. Bu aldatmaca dışı son derece ihtişamlı olan varlığını sayısız skandallar iskelesi üzerinde yükseltmiştir.

"Her titreme sara nöbeti değildir. O yüzden Nöroloji soğukta kalmış bir kişinin "bedenindeki titremeye" bakarak epilepsi nöbeti geçiriyor demez. Ancak psikoloji ve psikiyatri ayrılığın ayazında kalmış bir kişinin "ruhundaki titremeye" bakarak depresyon geçiriyor der" 

Birçok yazımda etraflıca ele aldığım bu hasta yapıya ilişkin işte bir kaç somut örnek:

1: Hem, "Normal ile anormali ayırdetmek zordur" der. Hem de bu alanda "hastalık" olgusu nesnel bir gerçeklik olmadığı, tamamen felsefi bir kanaat olduğu halde herkesi iki dakikada en ağır hastalık halleriyle etiketler. En olağan ruh hallerine semptom yani hastalık belirtisi kulpu takar; sonra da milleti düşündüre düşündüre, "Bunlardan bende de var, demekki ben de hastayım" dedirte detirte gerçekten hasta eder! 

2: Tüm mesleki kitaplarında hastalık değil; bozukluk yazar. Duygudurum bozukuluğu, OKB, fobik bozukluk, kişilik bozukluğu gibi. Ancak teoride bozukluk dediği sorunlara pratikte hastalık muamelesi çeker. Görüyorsunuz, ben psikiyatride (psikozlar hariç) hastalık yok derken aslında aykırı ve yeni bir şey söylemiyorum; göz göre göre çarpıtılan - unutturulan bir olguyu hatırlatıyor, ona işaret ediyorum.

Siz elinizi uzatıp güneşi gösterdiğiniz halde milletin en fazla parmağınıza baktığı bir dünyada!

3: Her ağzını açtığında, "İnsan biyopsikososyal bir canlıdır" şeklinde konuşur. Kitaplarında ise sürekli, "Ruhsal sorunlara multifaktöriyel bakış, yani biyopsikososyal yaklaşım gereklidir" der. Ancak yıllardır ruhsal tedaviyi sadece "biyo" boyuta indirgeyerek, "psiko" ve "sosyal" boyutları ise ihmal ederek verir! Oysa bu ihmal büyüme sürecindeki çocuklara sadece gıda vermek, suyunu ise ihmal etmek kadar hayati bir öneme sahiptir.

Bu en temel ihmalin sonucu olarak mevcut psikiyatri yığınları yıllardır boş yere, bin bir türlü acı ve dert içinde kıvrandırıyor!

O yüzden bu alanda sözünü ettiğim zehirli süreci doğuran, ona bir biçimde hizmet eden yahut susarak seyirci kalan pekçok kişinin yatacak yerinin olmadığını idda ediyorum!

4: Kliniğe gidip de bir teşhis almayan, ilaç başlanmayan kişi adeta yok gibidir. Çünkü hemen her soruna hastalık, her sorunu olana da hasta muamelesi çeker! Salt medikal boyuta indirgediği eksik ruhsal tedavi anlayışıyla sağaltımlarının niteliğini zaafa uğratır! Süreci uzatır böylece. Sonra da ya,  "Kronik olmuş" der ya da, "En az 6 ay ilaç kullanman lazım..."

5: İçe kapanığına da, dışa dönüğüne de... Konuşma sorunu olana da, ahlaki problemi (mesela yalan söyleme) bulunana da... Hemen her sorunu olana hep aynı grup ilaçları sadece ticari isimlerini değiştirerek verir. Soran olursa, "İlacını değiştirdik" şeklinde cevaplandırır. Aslında halkın tıbbi bilgisizliğini ve bu konuda hekime olan itimadını suistimal eder! Böylece etkisi zaten tartışmalı olan, bir de alakasız bir biçimde verilen ilaçlarla, "İyileşemiyorum" zehirli düşüncesi ile "çaresizlik" duygusunu pekiştirir. Böylece geçici sorunları daha kalıcı hale dönüştürür, doğal toparlanma sürecini geciktirir.

6: Duygu, düşünce, davranış odaklı hemen her sorunu tek bir madde ile, hayali seretonin düşüklüğü klişesiyle izah etmeye kalkışır. Ne hikmetse bu maddeyi çoğu kişide, üstelik de yıllar boyu ilaç kullandırdığı halde bir türlü yerine koyamaz. Yine de 3, 5, hatta 10 yıl sürebilen ilaç kullandırma ısrarından vazgeçmez. Çünkü ilaç yegane "varlık" nedenidir. Ayrıca, "Antibiyotik en ağır enfeksiyonları bile bir haftada kurutuyor. Madem beynimde somut bir madde eksilmiş. Madem ilacın içinde de bu kimyevi madde var. Öyleyse bu ekslik neden hala tamamlanamıyor. Yoksa alınan serotonin miktarı vücudumda buharlaşmaya mı uğruyor" diye sorgulanmayacağını iyi bilir.

(İnsanın anatomik yapısı; doku, organ ve hücredir... Aralarında ruh yoktur! Ama kapitalist ruhsal tedavi statükosu ruha organ muamelesi çeker. Niye? Niye olacak! İlaç verebilsin diye! Ruh organ mıdır? Ama beyin organdır! Yani? Yanisi ruh beynin bir fonksiyonudur! O zaman bu işe beynin asli uzmanları olan nörologlar baksa daha uygun olmaz mı?)

7: Yaşamda ekonomik, siyasal, sosyal, kültürel, iletişimsel vb. pekçok sorun türü vardır. Bizim çivisi çıkık alanda bir tek sorun tipi vardır: Hastalık! Üzüntünün adı depresyondur; sıkıntıya anksiyete denilir... Korkular fobi, yaramazlıklar DEHB, son derece olağan uyum sorunları da davranış bozukluğudur bu alanda. Öyle ki çoğu ahlaki nitelikli sorunları bile uyum yahut kişilik bozukluğu olarak adlandırır

8: Milletin sorun piresini deve yapmakta mahir olan psikiyatri kendi sorun devesini ise sivri sinek olarak görür. İşte bunun son ispatı: Malum, bu seneki depresyon kurultayı konuşmalarının satır arasında, "Bakılan her 100 kişiden ancak 12'sine doğru teşhis konuluyor" cümlesi geçti. Bu vahamet, bu "sağlık cinayeti" kimsenin umurunda bile olmadı. Basit bir ayrıntıymış gibi tek bir cümle ile değinildi, sonra da üzerinden geçildi ve gidildi.

Siz, "Benimki bipolar değilmiş, aslında majormuş" diye ortalıkta gezinip dururken oldu tüm bunlar!

"Bir insanın eline sadece çekiç verirseniz çakacak çivi arar. Bulamadığında ise her şeyi çivi olarak görmeye başlar. Çünkü aç bir tavuk kendisini buğday ambarında zanneder" 

Görüyorsunuz işte, ben boşuna feryat etmiyorum! Sağlığımız, ruhumuz kimlere emanet! Mevcut psikiyatri kanser olmuş, milletin çıbanlarıyla uğraşıyor. Depresyon salgınından falan dem vuruyor. Sen önce kendi hastalığını tedavi et! Söyle, 10 yıl yetmiyorsa eğitim süreni 20'ye çıkarsınlar!

(Sadece psikiyatri mi böyle. Elbette ki hayır! Onun güdümüne girmiş, ona yakın durdukça kendisini daha değerli hisseden psikoloji de aynı! Kitaplarında dahi açıkça hastalık olarak geçmeyen sorunlara birisi ilaçla hastalık muamelesi çeker; diğeri terapi ile... Peki bu aleni çarpıtma nedendir? Çünkü her ikisi de hastadan ve hastalıktan beslenir. Çünkü "hastalık" sıfatı insanları yardım almak için harekete geçirebilecek en etkili etiketleyicidir. "Senin yaşadığın sorun" dediğinizde kılını dahi kıpırdatmayacak nice kişi, "Hayır, hastalık" dendiğinde kliniklerin en gedikli müdavimleri olurlar. O halde sorunlar uzman sayısındaki artışla veya yardım kaynaklarına ulaşımın kolaylaşmasıyla vs. asla azalmayacak; bilakis (halihazırda olduğu üzere) daha da artacaktır. Çünkü bu durumda insanların yanlış bilgilere ve yaklaşımlara maruz kalma yüzdeleri artmış olacaktır. Çözüm ancak ve ancak bu (ve bir çok) yazımda değindiğim vahim yanlışların düzeltilmesi ile mümkün olacaktır. Unutmayalım ki ruhsal denilen sorunları biyolojimizdeki anomaliler vs. değil (çünkü bunun için travma, mikrop vb. hiç bir neden yoktur); bu tür sorunlar besler.)

İnanamıyorum, hala aklım bir türlü almıyor:

Her 100 vakadan ancak 12'sine doğru teşhis konulacak.

Bu bilimsel bir veri olacak.

Yani her yüz kişiden 80'nine yanlış teşhis konuluyor olacak (Bu oran ilgili konuda yıllardır verdiğim oranla tıpatıp aynı).

Ama bu vahamete, bu sağlık gaspına basit bir ayrıntıymış muamelesi gösterilecek.

Kimsenin çıtı bile çıkmayacak!

Sonra benim bu sisteme saygı duymam beklenecek!

Hayır!

Ben cinayetin hiç bir türüne saygı duymam!

Onunla ancak savaşırım!

Hala, "Niye bunları yazıyorsun, psikiyatriyi kafaya fena takmışsın" diyorsunuz, değil mi!

Halbuki herkes bir şeylere kafasını takıyor! Kimi paraya, kimi şu yahut bu şahsa, kimi iş arkadaşına, kimi komşusuna, kimi de daha başka şeylere! Bırakın ben de buna takayım kafamı!

Esasında kafayı takıp takmamak değil; neye kafayı taktığımız önemlidir.

Neyin yanında, nelerin safında yer tuttuğumuz önemlidir.

Çünkü yarın huzuru mahşerde yüce yaratıcı sonuca bakmayacak, sürece bakacak!

Ve o zor günde dini sadece ibadete indirgeyenler, bu tür kötülüklerle hakkıyla mücadele etmeyenler,  bilakis edenlere engeller çıkaranlar yahut omuz vermeyenler büyük bir yanılgıya uğrayacak!

O halde en hayırlı kafayı takma hangisiymiş; şimdi söyleyin!

Bu arada zannetmeyin ki bu dertten dolayı uykularım kaçıyor.

Hayır!

Mücadelemi veriyorum sadece!

Sonra da yan gelip mışıl mışıl uyuyorum!

Üstelik de sabahlara dek!

Bu arada haber veriyorum; ünlü bir psikiyatri Prof.ü web sayfama giriyor! Şöyle biraz geziniyor, ardından hemen çıkıyor.

Sonrası malum:

Sus pus olmak!

Nedeni açık:

Gerçeklere tahammülün çok zor olması!

O sebeple bu tip kişiler için en iyisi uzak durmak, mümkünse görmemek, bir biçimde gördüklerinde de görmezden gelmektir!

Ancak Allah herşeyi görüyor!

Sadece ve sadece gözlerin yerinden fırlayacağı dehşetli bir güne erteliyor; sırf mesleki varlık kaygısı uğruna bunca sağlık gaspına ve zulmüne pervasızca seyirci kalanları! 

Ey mevcut statüko! 

Sağlığımı, nitelikli iyileşme hakkımı, hatta oluşturduğun haksız maliyetle ülkemin ekonomik geleceğini alabilirsin belki; çünkü mevcut algılar, anlayışlar ve yasalar hala senin yanında! 

Ama dik duruşumu, mücadele azmimi ve gerçeğe olan saygımı alamazsın benden; çünkü inancım, azmim, kararlılık duygum ve onurum hala benim yanımda!