• https://api.whatsapp.com/send?phone=05521012184
  • https://www.twitter.com/@kifsamer
  • https://www.instagram.com/psikologizzetgullu
  • https://youtube.com/@psikologizzetgullu
Algı Tamircisi
www.izzetgullu.net
ÖNCE HAYATIN SONRA RUHLARIN AHENGİNİ BOZAN İKİ FAKTÖR
23/10/2013
Önce hayatın sonra ruhumuzun dengesini / ahengini gibi bozan iki olgu var: 1. Kariyer tutkusu, 2. Bir kalıba sokan abartılı meslek / unvan algısı
 
... 

Hayatın içindeki her şeyin bile bir dengesi olur da hayatın bizatihi kendisinin bir dengesi olmaz mı! Elbette ki onun da bir dengesi, bir ahengi var!

Yaşamımızda sözgelimi kariyer vb. algılar nedeniyle bir yönümüzü aşırı öne çıkardığımızda diğer önemli yerler istemez istemez geri plana geçiyor. Böylesi bir durumda hepsinin aynı çizgide kalabilmesi pek mümkün olmuyor.

Bu konuda üç - beş laf etmek için yazmaya başladığımda dikkatimi çeken iki nokta hatalı kariyer ve meslek algısı oldu!

Abartılı kariyer ve

Katı kalıplara hapsedilmiş meslek / unvan algısı...

Toplumun kariyer algısı zaman içinde hızla değişti. Lakin belli kişilerin kafasındaki kariyer algısı hala otuz - kırk yıl öncesine ait! Bu gerçeği dikkate almayan abartılı bir kariyer algısı sadece hayatta bazı konuları ihmal etmeye yol açmıyor; ister istemez hayal kırıklıklarını de beraberinde getiriyor.

Tutkulu kariyer algısının altında aşırı saygı ihtiyacı yatar genelde! Kariyer sonucu elde edilen yüksek unvan vs. yüksek bir saygı getirir inancı bu noktada temel belirleyicidir. Oysa az önce de değim gibi toplumun kariyer algısı hızla aşınmış, değişime uğramıştır. Toplum artık kuru kariyere aşırı değer veren, bu olguya fazlasıyla saygı duyan bir toplum değildir.

Toplumun kariyer algısı para odaklı olarak hızlı bir dönüşüme uğramıştır. Toplum nezdinden sandalye satan ama çok kazanan bir esnafın kariyeri sabit gelirli ve orta sınıf bir arabaya binen doçent unvanlı ortalama bir akademisyenden daha az değildir günümüzde! Hele bir de üstüne bir dini yahut sivil toplum örgütünde vs. söz sahibi olmuş ise bu kişi, sizin kariyer diyerek göklere çıkardığınız, uğrunda kocanızı incittiğiniz, belki de yuvanızı çatırdattığınız, çocuk yapma işini vs. dahi geciktirdiğiniz olgu ikinci plana bile düşebilmektedir.

Yani hayatı ve içindeki pek çok şeyi ikinci plana atmanıza yol açan bir abartılı kariyer algısı size beklediğinizi veremeyebilir. Böyle bir beklentiniz yoksa kariyerin elbette ki mahzuru yoktur. Lakin beklentisi olmayan kişilerde kariyer tutkusu da pek olmaz! Hatta kariyer; beklentisi aşırı yüksek kişilerin tutkulu aşkıdır! Dolayısı ile kariyer algısı hızla aşınan bir toplumda eski toplum algısıyla hala aynı çizgide bir kariyer tutkusu içinde olmak getireceklerinden çok götürmeye aday bir tercih olabilir.

Yine ilgimi çeken bir diğer husus bir mesleğe ve unvana sahip olanların hızla o meslekle özdeşleşen kalıba girmeleridir. Yılların bile sokamadığı bir kalıba bir mesleğin hızla sokması çok düşündürücüdür.

Klasik bir hakimlik kalıbı vardır; her hakim olan aşağı yukarı bu kalıba girer!

Mutlaka tipik bir doktor kalıbı vardır! Subay ve öğretmen kalıpları da...

Klasik müdür kalıpları ise çoğumuzun malumudur! Ben artık yolda yürürken bu kalıplara dikkat ederek kişilerin mesleklerini az - çok çıkarabiliyorum!

Oysa bir kalıba girmek kişisel özgünlükleri yok eder. Doğamız kişisel farklılıklarını muhafazaya yani özgün kalmaya yatkındır, buna göre programlıdır. Doğamızın umurunda değildir; hakim yahut hekim olmamız! Bunlar sonradan icat edilmiş suni rollerdir. Doğamızın aşina olduğu iki rolden birisi iyi - kötü insan olmak ve anne - baba olmaktır.

Çoğu kişinin fark edemediği, sadece iş temposuna vs. bağladığı meslek odaklı stres ve kaygı sorunlarında bile bu faktörün ciddi bir rolü vardır.

Size tavsiyem:

Hangi mesleğe girerseniz girin; o mesleğin kalıplarına girmeyin! Bundan şeytandan kaçar gibi kaçın, kaçının!

Bu mümkündür! Bu, o meslekte yerleşik olan tüm klasik kalıpların dışında hareket etmekle ve özünüzü muhafaza etmeye çalışmakla pekala mümkündür. Meslekte herkes asık suratlı mı; siz tam tersi bir tutum takının! Millet bugün git yarın gel mi diyor; siz öğle yemeği arasında bile vatandaşın işini halledin mesela! Millet kasım kasım kasılmaktan adeta kırılıyor mu ofisin soğuk duvarları arasında gidip gelirken; siz oldukça sevecen ve alçakgönüllü hareket edin mesainizde!

Bir mesleğe girin; ama o mesleğin size dayattığı, önce ruhunuzu, sonra vicdanlarınızı boğan kalıplarına asla girmeyin; direnin! Unutmayın: Son sözü daima direnenler söyler!

Mesleki kalıp rollerin önce dayattığı sonra da inşa ettiği meslek - unvan algısı bedenimizi katı kalıplara sokuyor öncelikle.

Bir kalıba sıkışan beden ise ruhları belli bir şekle sokmaya başlıyor.

Oysa ruh şekilsiz ve özgür kalmayı sever.

Yoksa mesleğin ve unvanların dayattığı bedensel kalıbın içine sıkışan ruh sizi de sıkmaya ve boğmaya başlar.

Kendisi sıkışmış olan ruh sizi bir yığın sıkıntıyla cezalandırır!



1792 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Birkaç Fikri Kırıntı - 26/12/2023
Sabahın beşinde
LAİKLİK DİNSİZLİK MİDİR - 24/12/2023
.
Yerli Selefiler Milli Robot Yapmış - 03/02/2023
Hatalı Kandil Algısı - 26/01/2023
Kandil Var mı Yok mu?
Son Risale Dersi - 23/01/2023
Buldum Deme, Hep Ara
Şu Zamanda Akla Kurt Düşürmenin Önemi - 22/01/2023
.
Niyet Ettim Kırbaç İçin Namaz Kılmaya - 22/01/2023
Allah Dışı Kaygılara Kulluk Ettirmek
Mutsuz İnsan Projesi - 21/01/2023
.
Ruhlarımızdaki Şeriat Çatışması - 19/01/2023
Şeriat Yok Diye Yanacak Yıyız?
 Devamı