• https://api.whatsapp.com/send?phone=05521012184
  • https://www.twitter.com/@kifsamer
  • https://www.instagram.com/psikologizzetgullu
  • https://youtube.com/@psikologizzetgullu
Algı Tamircisi
www.izzetgullu.net
Mutsuz İnsan Projesi
21/01/2023
Allah "iman" çok önemli bir mevzu diye Kur'anın başından sonuna kadar imani meselelerden bahsetmiyor. Allah "şirk, namaz" vs. çok önemli diye kitabın başından sonuna kadar sürekli şirk ve namaz vb. konularını işlemiyor. Yahu bir ilaç faydalı diye sürekli içilir mi? Ya günde bir, ya iki, ya üç kere içilir en fazla. Sabah akşam bu vb. konuları ilaç diyerek, çok önemli diyerek tekrar tekrar içirip duruyorlar.  Çoktan Kur'ani çizgiden sapmışlar ama kendilerinden başka kimseye bırakmıyorlar, doğru yolda olma işini. İlacı etkili kılan sadece ilaç oluşu değildir, onun  dozunda alınışıdır. Doğru dozda alınmayan her ilaç ya tesirsizdir ya da zehir etkisi meydana getirir. Bir kaç konuyu seçmişler, bunlar ilaç diyerek millete habire onları içiriyorlar. Sonuç: Yüzlerce ilahiyat, imam hatip, dini kurs, dini vakıf, dini dernek... Yüzlerce dini grup, milyonlarca cemaat mensubu ve mürid var ama camilerde, yirmi metre ileride oturan yaşlı dedelerden başka kimse yok.
...
Mutsuz insan ibadetini bile kerhen yapar. Mutsuz insan başkasını da mutsuz eder. Mutsuz insan mutsuz insan görmek ister çünkü. Mutsuzluk da kaygı duygusu gibi bulaşıcıdır. Mutsuz insan suça bile daha kolay meyleder. Suç işleyenlere bakın, bunu hemen anlarsınız! Sanatla, sporla, edebiyatla, şiirle, kitapla ilgilenen çok nadir insan suç işler. Mutlu insan kaybetmekten korkar. Mutsuz insanın kaybedecek çok şeyi yoktur ve bu bile tek başına önemli bir risk faktörüdür. Bu sebepledir ki derin mahfiller için mutsuz insanlar, mutsuz gruplar, mutsuz toplumlar yaratmak, kısaca mutsuzluğu yaygınlaştırmak sinsi bir projedir. Mutsuz insanlar boşanır, mutsuz insanlar sataşır. Mutsuz insan kavga eder, mutsuz insan cinayet işler. Mutsuz insan kendisiyle, çevresiyle cebelleşmekten hiç bir üst düzey meseleyle ilgilenemez. Mutsuzluk insanın en ilkel yanını açığa çıkarır ve bu sebeple yayıldıkça toplumsal kaos sebebidir aynı zamanda.

Özetle, mutsuz insanlar mutsuzlukları üzerinden daha kolay yönetilir. "Mutsuzdum, boşluktaydım. O yüzden hata yaptım. Sonra da ne dediyse yaptım." diyen ne çok insan dinledim. Tek bu örnek üzerinden bile gidilse ne demek istediğim rahatlıkla anlaşılacaktır. Şeytanın yarenleri, İblis'in yeryüzü şubeleri için mutsuzluk en sinsi kitlesel silahtır. Bu sebeple mutsuzluğu kullanırlar. Onu her yere, her ruha, her aileye, her gruba, her topluma bir virüs gibi yaymaya çalışırlar.

"Hep mutlu ol. Hep pozitif ol." öğretisi bile esasında  mutsuzluğa hizmet eder. Her an mutlu olmalıyız, hep pozitif olmalıyız beklentisi yaratmak gerçekçi değildir. Ruhen yorucudur ve haliyle de sürdürülebilir olmaz. İnsanoğlu yorucu şeyleri uzun süre taşıyamaz. Haliyle bu algı daha derin hayal kırıklıkları, daha derin hoşnutsuzluklar yaratır. Bu da yine terstten mutsuzluğa hizmet eder. Sabah akşam "Hep mutlu olun." çabası verenler bile çaktırmadan mutsuzluğa çalışıyor, sen 7/24 Allah diyen herkesin İslama çalıştığını sanmaya devam et! Bir misyoner, hatıratlarını yazdığı kitabında "Kendimi müslüman rolüne o kadar kaptırmıştım ki kimse yokken bile sabah namazına kalkıyordum" der. Sana zahire bakarak hüküm vermek öğretildiği için, şayet bu adama denk gelseydin eğer (şükret ki gelmedin) "Ne mübarek zat." der, müridi olmak için katır sırtında 1000 km. yol giderdin.

Kısacası kişisel gelişim ekolleri dahil, her şey onların kontrolünde. Onlar kim peki? Vallahi ben de bilmiyorum. Eminim ama ispatlayamam. Psikoloji, psikiyatri, teoloji, ideoloji... Gıda, tedaviler, prosedürler... Hepsi. Ama dur, onlara kızma. Onlar (her kimse) inandıkları gibi mücadele ediyorlar. Onlar samimi. Onlar dava ehli. Samimi olmayan "İnandık, iman ettik" dediğimiz halde ne gıda, ne orman, ne doğa, ne tohum umurumuzda olmayan, tarikatımızdan cemaatimizden ötesi bize lazım değil havasında yaşayıp giden bizleriz. "Karşımda bir zalim bir de zalime sessiz kalan kişi olsa, benim de bir tükrük hakkım bulunsa zalime değil, sessiz kalanın suratına tükürürdüm" diyen şair gibi bak meseleye. Sabah akşam sosyal medyada ayet - hadis paylaşmakla müslüman olunmuyor maalesef! Elçi, dinde bile aşırıya gitmeyin diyor. Bir konudaki aşırılık, o konudaki eksiklikle aynı sonuca götürür çünkü. Az yemek, aç kalmak mideyi rahatsız eder. Ama çok yiyince de miden şişer, yine rahatsızlık verir. Bakın iki zıt yol aynı sonuca götürüyor. Yedi yirmi dört dini nutuk çekenler, dini mütevazi bir yaşantı konusu olmaktan çıkarıp adeta şov/gösteri/gösteriş unsuru haline getirenler insanları duyarsızlaştırıyor, bıkkınlık ve usanmışlık meydana getiriyorlar. Ha tamamen uzak durmanın sebep olduğu ilgisizlik ve lakaytlık ha haddinden fazla yakın durmanın sebep olduğu duyarsızlaşma ve körleşme. Ha yolun sağından şarampole yuvarlanmak ha solundaki uçuruma doğru yuvarlanmak.

Konu biraz dağıldı sanki. Tekrar esas mevzumuza dönelim. Bunca şeyi, hatta çok daha fazlasını kontrol edenler, Çin'in ihracat rakamlarına bile müdahale edenler senin milyonlara hükmeden inancını, grubunu, hocanı, şeyhini, ideolojini es geçerler mi zannediyorsun? Başına ne geldiyse hep zannetmekten geldi zaten. "Onların çoğu zanna uyar" diye boşuna demedi, inandım dediğin ama bir kere bile "içinde ne var" demediğin, şeyhinin/hoca efendinin kitabına dahi kendisinden daha çok zaman ayırdığın Kur'an.

İşte bu vb. sebeplerle olsa gerek, öteden beridir dini, hayata radikal bir alternatif olarak sunuyorlar. İnsanları adeta "Din mi yaşam mı, ikisinden birisini seç." diyerek bir tercihe zorluyorlar. Haliyle de insanlarda "Demek ki ikisi bir arada olmuyor, demek ki birisini seçmeye mecburuz" algısı oluşturuyorlar. "Muhafazakarlık ve laiklik" ayrımıyla da aynı sinsi tuzağı kuruyorlar. Böylece muhafazakar olan laik olamazmış, laiksen de muhafazakar olamazmışsın gibi bir inanç ve kabul oluşturuyorlar. Diyorum ya sürekli, her yer mayın tarlası gibi. Şeytan sadece günahları süslü göstermiyor, pususunu da genelde hak yolun üzerine atıyor. Ve o hep soldan değil, çoğu zaman  sağdan yaklaşıyor.

Oysa din yaşama bir alternatif olsun diye değil; yaşamı daha düzgün, daha güçlü, daha coşkulu bir şekilde yaşama çabasına destek olsun diye gönderildi. Dinlerin amacı yaşayan ölüler yaratmak değildir, yaşadığını sanan ölüleri kıyametten önce bir kere daha diriltmektir. Bilim, akıl, felsefe, sorgulama da bu amaca hizmet eder. Dünyadaki esas savaş aslında uyutanlarla uyandıranlar arasındadır.
 
Evet... Tüm söz, tavır ve eylemleriyle, dünyada tek değerli şey dinmiş, onun dışındaki herşey boş ve anlamsızmış gibi bir anlayış oluşturuyorlar. Bu anlayışı ne kadar benimsersen, bu telakkiye ne kadar yaklaşırsan seni o oranda dindar, o oranda takva sayıyorlar.
 
Oysa şu hayatta tek değerli şey din değildir. Bilim, teknoloji, sanat, edebiyat, spor, tıp, kültür, tabiat, sosyal hayat gibi daha bir çok değerli şey vardır. Sıralamadaki yerleri kişiden kişiye, toplumdan topluma elbette değişebilir lakin bu, diğerlerini daha önemsiz yapmaz. Bir şey çok daha önemli olunca diğerleri otomatikman önemsiz ve gereksiz olmuş olmaz.
 
Böylece insanları doğadan, kırdan, çiçekten, böcekten, sosyal hayattan, yaşamdan, sohbeten, neşeden, kahkahadan koparıyorlar. Ömrü boyunca bir kere kırlarda uzanmadan ölüp giden, bir kere ayıla bayıla kahkaha atmadan çekip giden insanlar yaratıyorlar. Gülmeye, ağlamaya, sevinmeye... Her şeye bir ölçü koyuyorlar. Herkesin bu ölçüye uymasını bekliyorlar ve makbul olan buymuş gibi davranıyorlar. Doğası neşeye, kahkaya yatkın olan nice insan var. Bu, onların fıtratı. Böylece sureti haktan bir görüntü altında fıtratları bozuyorlar. Ergen kız kaşlarını alınca "Fıtrata müdahale var, zinhar haram" deyerek havalara hoplayan ama GDO ile vs. gıdanın fıtratı bozulurken bunu asla fıtratla ilişkilendirmeyip sesini bile çıkarmayanlar bunları nereden bilsin ki!
 
Ruhbanlaşmayı, hayattan el ayak çekmeyi, sadece tarikat ve cemaat türü kapalı devre yapılar içinde yaşam tüketmeyi, sabah akşam sadece dini vaaz ve nutuk dinlemeyi dindarlık/takva diye sunuyorlar. Oysa gerçek takva daha sık güneşe çıkmak, daha çok çiçek üzerinde düşünüp tefekkür etmek, daha fazla gökyüzü izlemek, yaratılıştaki muhteşemliği daha derin bir şekilde temaşa etmektir. "Sakınmayı" sağlayacak olan budur, ezberlemek ve şartlanmak değil. Mutlu insan hatadan, günahtan sakınır.
 
Elçi, "... Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için çalışın." diyerek dünyaya en az ahiret kadar değer verdiği, itidali/mutedili/dengeyi önerdiği halde "Dünya onların olsun, bize ahiret yeter" demeyi muteber bir dini telakki olarak kodlayan bir kültür oluşturuyorlar. O gün bugündür 1.5 milyarlık İslam alemi 7 milyonluk İsrail karşısında gökten Ebabil  bekliyor.
 
Tüm bunlarla asırlardır dünya ahiret dengesini bozan, gülmeyen, eğlenmeyen, sevinmeyen, asık yüzlü, asabi çehreli, soğuk, katı, sert, ters, kindar, hoşgörüsüz ve sevgisiz dindarlıklar yaratıyorlar. (Elbette geneli tenzih ediyorum.)
 
Mutlu insanların yüzü yaşama dönük olur. Mutsuz insanlar, mutluluğu sadece ahirete ertelemiş insanlar ise içe döner, içine ve içeri kapanır.
 
İnsanları kapalı devre dini ve ideolojik yapıların içine çekebilmenin en esaslı yolu tektipleşerek özgünlüklerini (fıtratlarını) yitirmiş, hepsi birbirine benzemiş, sabah akşam dünyayı hakir göre göre dünyadan soğumuş, gülmeyi, neşeyi, sevinci unutmuş mutsuz insanlar yaratmaktır.
 
Oysa İslam Hz. Ömer ile Hz. Osman'ı aynı kişilik, tek tip huy ve mizaç kalıbına sokmadı. Sert Ömer yine Ömer, Osman yine yumuşak başlı Osman olarak kaldı. 
 
Bu genel olgu, "Dünya bizim, siz gidin ahiretle yetinin, dünyayı bize terkedin." diyen emperyalizmin sinsi bir oyunu olsa gerektir. Muhtemeldir ki  burada da yine din/dini duygular bir araç olarak kullanılmıştır.
 
Din ve sebep olduğu güçlü dini duygular çok etkili bir davranış kontrol aracıdır. Din, çok güçlü bir motivasyondur. Böylesine etkili bir gücü kendi haline bırakırlar mı? Plüton gezegeninin 1 milyar ışık yılı ötesiyle ilgilenenler senin milyonlara hükmeden şeyhini, efendi hazretlerini, dinini, itikadını, ideolojini kendi haline bırakırlar mı zannediyorsun! Dünyayı yönetenler senin milyonları yöneten dinini, din algını, hocanı filan es geçecekler; öyle mi!  Kadim İsrailiyat meselesi, bu işlerin ta eskiden beri boş bırakılmadığının en basit ispatıdır.
 
Haliyle bunca insana hükmetme gücü veren dinci yapıları ve ideolojileri de kendi hallerine bırakmayacakları aşikardır. FETÖ olayından sonra sosyal medyadaki bazı Nurcu grupların nasıl da birden öne çıktığını ve etkinleşmeye başladıklarını düşün. Suriye'de "Allah cihat edenlerle beraberdir." dedikleri savaşta çoğu atesit Kürt gruplarca feci şekilde yenilgiye uğratılan DEAŞ'tan hemen sonra, ülkemizde Selefi grupların nasıl da birden öne çıktığını da!
 
Bu nedenle hep ne derim:
 
Dilenciler bile dini kullanıyor. Allah, pegamber diyerek aldatıyor. Daha ötesi var mı! Dilenci bile dinin gücünü keşfetti de emperyal güçler edemedi mi sanıyorsun?

Habire dine ve dindarlık algısına zarar verdikleri, adeta ateist ve deist üretim atölyesine dönüşdükleri halde asla vaz geçmeyen, ısrarla aynı üslupla, aynı metotla, aynı kin  ve nefret dolu dille devam edenlere (medyadaki popüler hocalara vs.) bak ve bir kez daha düşün!
Ve bundan sonra baban olsa sorgula!

Şüphesiz en doğrusunu sadece Allah bilir.

Psikolog İzzet GÜLLÜ
www.izzetgullu.net


499 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Birkaç Fikri Kırıntı - 26/12/2023
Sabahın beşinde
LAİKLİK DİNSİZLİK MİDİR - 24/12/2023
.
Yerli Selefiler Milli Robot Yapmış - 03/02/2023
Hatalı Kandil Algısı - 26/01/2023
Kandil Var mı Yok mu?
Son Risale Dersi - 23/01/2023
Buldum Deme, Hep Ara
Şu Zamanda Akla Kurt Düşürmenin Önemi - 22/01/2023
.
Niyet Ettim Kırbaç İçin Namaz Kılmaya - 22/01/2023
Allah Dışı Kaygılara Kulluk Ettirmek
Ruhlarımızdaki Şeriat Çatışması - 19/01/2023
Şeriat Yok Diye Yanacak Yıyız?
Tevhid, Tağut ve Beşeri Aldatmacası - 17/01/2023
Davetçilere Davet
 Devamı